Hava Durumu

Sokağın sessiz çığlığı ve Bursa’nın vicdanı

Yazının Giriş Tarihi: 06.12.2025 08:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.12.2025 15:20

Can dostlarının hayatımızdaki yerini, Behlül adlı kedimle tanıştıktan sonra anladım.

Behlül’den önce kedileri kovar, sokak köpeği görsem yolumu değiştirirdim.

Sonra önce kedileri tanıdım, ardından köpeklerle dost oldum. Ve en önemlisi, onlara karşı insani bir sorumluluğumuz olduğunu öğrendim. Çünkü onları evcilleştiren, sokakta bizimle yaşamaya alıştıran bizlerdik. Saf sevgi ve bağlılığın ne demek olduğunu ise onların gözlerine bakınca anladım.

Türkiye’de haftalardır süren tartışma, yalnızca sahipsiz hayvanlarla ilgili değil; toplumsal vicdanımızı da ilgilendiriyor.

Dün, Bursa Doğa Koruma ve Milli Parklar 2. Bölge Müdürlüğü önünde bir araya gelen veteriner hekimler, tabipler, baro temsilcileri ve mühendis odaları, yanlış ve vicdani olmayan uygulamalara karşı hep birlikte “durun” dedi. Çünkü mesele artık bir yönetmelik maddesini aşmış durumda; sokağın yaşamla kurduğu bağı koparmaya çalışan bir yaklaşımın gölgesi büyüyor.

Açıklamadaki en net cümle şuydu:

“Besleme yasağının yasal dayanağı yoktur.”

Hem hukuki hem vicdani…

7527 sayılı Kanun yürürlükte, AYM’nin kararı belli. Ama sahada çalışan herkes aynı gerçeği söylüyor:

Barınak kapasitesi sınırlı…

Belediyelerin personel ve altyapısı yetersiz…

Sürecin gerektirdiği standartlar tam olarak belirlenmiş değil…

Veriler tabloyu açıkça ortaya koyuyor:

1.408 belediyeden yalnızca 273’ünde barınak var.

Toplam kapasite 89 bin.

Sokakta ise yaklaşık 4 milyon hayvan yaşıyor.

Bu tabloyla “toplayın” demek, kâğıt üzerinde görünen ama sahada karşılığı olmayan bir çözümden öteye gitmiyor.

Toplantılarda en sık duyulan cümle:

Köpekler saldırıyor.”

Açıklamadaki karşılaştırma ise düşündürücü:

Bir yılda öldürülen kadın sayısı 394.

Bunların 280’i aile içi şiddet vakası.

Peki köpek saldırısı nedeniyle kaç ölüm yaşandı?

Resmî veri yok.

Bu ülkede zor olanı değil, gözümüzün önündekini hedef alma refleksi hep güçlüdür.

Oysa bilimsel yöntem bellidir:

Kısırlaştır – aşıla – yerinde yaşat.

Bu yöntem dünyanın pek çok yerinde uygulanıyor ve bilimsel dayanağı sağlam.

Biz ise hâlâ “toplayalım, kapalı alana koyalım” yaklaşımında ısrar ediyoruz.

Sokak hayvanları Bursa’nın belleğinin de bir parçasıdır.

Mahalleler yıllardır kendi dengesini böyle korudu.

Bu dengeyi bir gecede yok etmek; yalnızca hayvanları değil, şehrin kültürünü de yok etmek demektir.

Ortak açıklamayı okuyan Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal’ın da vurguladığı gibi, bu mesele yalnızca hayvanlara mama vermek değildir; mahalle düzenini, sokağı ve yaşam alanını koruma meselesidir.

Açıklamanın en güçlü cümlelerinden biri şuydu:

“Beslemek bir haktır, engellemek yasaktır.”

Bunu söyleyenler yalnızca aktivistler değil; hukukçular, veteriner hekimler, doktorlar, mühendisler…

Yani bu ülkenin bilgi birikimini taşıyan kurumlar.

Ve burada önemli bir nokta daha var:

Bursa Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Ülker Şahverdi, DKMP’nin belediyelere yaptığı baskıya özellikle dikkat çekti. Şahverdi’nin altını çizdiği üzere, Türk hukukunda ‘besleme yasağı’ diye bir kavram yok; tam tersine 5199’un 14. maddesi beslemeyi engellemeyi açıkça yasaklıyor. Üstelik valilik veya bir idari birimin, kanunda olmayan bir yasak yaratma yetkisi de bulunmuyor. Bu nedenle “besleme yasaktır” şeklindeki uygulamaların hem hukuki karşılığı yok hem de yaşam hakkını ihlal ediyor.

Bu sorumluluk yalnızca belediyelere yüklenemez.

Barınak yapmak tek başına çözüm değil; personel, araç, veteriner kadrosu, bakım süreçleri, yıllık bütçe… Hepsi birlikte ele alınmalı.

Üstelik 2028’e kadar ülke çapında altyapı kurma hedefi ne teknik açıdan ne ekonomik açıdan gerçekçi duruyor.

Belediyelere “toplayın” demek, olmayan kapasiteyi varmış gibi kabul etmek anlamına geliyor.

Bu tartışmanın merkezinde ise esas soru şu:

Bu ülkede yaşam hakkı kime aittir?

Anayasa’nın 56. maddesi “sağlıklı çevre” der; bu hak yalnızca insanlar için değil, sokakta yaşayan tüm canlılar içindir.

Açıklamada altı çizilen cümle çok netti:

“Hayvanların beslenmesini yasaklamak, yaşam hakkını ortadan kaldırmaktır.”

Böylesine temel bir konuda aceleyle alınmış kararların faturası ağır olur.

Bursa’nın kimliği çok katmanlıdır; tarih, yeşil, sanayi, spor…

Ama bir katman daha vardır:

Bu kentin vicdanı.

Bugün yaklaşık 20 kurum aynı cümleyi kuruyorsa, bunun siyaseti olmaz.

Bu, toplumun ortak çağrısıdır:

Bilime, hukuka ve vicdana uygun bir yol bulun.

Ve unutmayalım…

Sokaktaki can da gönüllüsü de mahallesi de birbirine emanettir.

Unutmadan son bir not daha yazmak istiyorum;

Sosyal medyada kedi videoları büyük ilgi görüyor. Ve Türkiye’de sokaklarda özgürce dolaşan ve vatandaşlar tarafından beslenen kedi videolarının görüntüleri sosyal medya tabiriyle kısa sırada viral hale geliyor.

Peki bu ne işe yarıyor?

İster inanın ister inanmayın bunlar yurt dışında üzerimize yapışan algıları yerle bir ediyor.

Bir sokak kedisi veya köpeğine verilen yiyecek veya bir işyeri sahibinin geceyi dükkanında geçiren kedi gelmeden işyerini kapatmaması görüntüleri sizin de içinizi ısıtmıyor mu?

****

BİR FİNCAN KAHVE, BİR CAN DOSTU

Can dostlarımızla ilgili ortak açıklamayı yazmıştım ki, sosyal medyada karşıma bir kare düştü. Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın makamında çekilmiş bir fotoğraf… Ama dikkat çeken ne koltuk ne de fincandı. Yanındaki Mars hemen dikkat çekiyordu.

Başkan Aydın’ın seçildikten hemen sonra barınaktan sahiplendiği Mars ve onun kadar sevimli yol arkadaşı Fıstık, artık makamın iki asli hâkimi. Biz Aydın’ı ziyaret ettiğimizde de aynı manzara vardı; toplantının ortasında kapıyı usulca itip yanımıza gelen Mars, sohbetin havasını bir anda yumuşatmıştı.

Paylaşımın konusu Dünya Türk Kahvesi Günü’ydü. Ancak fotoğraftaki sıcaklığı veren, fincandaki köpükten çok Mars’ın bakışlarıydı. Bu şehrin yöneticilerinin can dostlarıyla kurduğu bağın, kâğıt üzerinde değil, yaşamın içinde olduğunu gösteren küçük ama anlamlı bir ayrıntı…

Aydın da mesajında hatırlatmış: Türk kahvesi artık Avrupa Birliği’nde ‘Geleneksel Ürün Adı’ olarak tescilli. Bizim için sıradan bir fincan gibi görünse de dünyanın başka yerlerinde adıyla, tadıyla bir kültür olarak anılıyor.

Son söz… Bir kahvenin kırk yıl hatırı var derler. Hele dostla içilince, bir de masanın üstünde patilerini sessizce uzatan bir can dostu varsa, o hatır kırk yıl değil, katmer katmer büyür.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.