Hava Durumu

Taşa taş, güle gül… Suskunluğun bittiği yer

Yazının Giriş Tarihi: 26.12.2025 08:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.12.2025 08:05

Artvin Milletvekili Faruk Çelik, yalnızca Bursa siyasetinin değil, Türkiye siyasal hayatının da en uzun soluklu isimlerinden biri. AK Parti’yi kuran 53 milletvekilinden bugün mecliste olan tek isim. 1996 yılında Refah Partisi Bursa İl Başkanlığı ile başlayan, il başkanlığı, genel başkan yardımcılığı, grup başkanvekilliği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Bakanlığı, Tarım Bakanlığı gibi ağır sorumluluklarla devam eden; üç dönem Bursa, iki dönem Şanlıurfa ve bugün Artvin milletvekilliğiyle süren 30 yıllık bir siyasi sorumluluk süreci

İşte bu 30 yılın ardından, son aylarda hem kendisine hem de oğlu Enes Çelik’e yönelik yürütülen iddialar karşısında, uzun süredir tercih ettiği suskunluğu bitirdi Faruk Çelik.

İTÜ evinde düzenlediği ve geniş katılımlı basın toplantısında, bunu yaparken de savunma refleksiyle değil, siyasetin ne olduğu ve ne olması gerektiği üzerinden konuştu.

Daha başta çizdiği çerçeve, aslında neden konuştuğunu da anlatıyordu:

“Siyaset, millet ve devlete hizmet alanıdır.
Sorumluluk alan herkes hesap vermelidir.”

Bu cümle, yalnızca şahsına dönük değildi. Yerelde ve genelde görev alan herkes için kurulmuş bir cümleydi. Medyadan belediyelere, bürokrasiden siyasetçilere kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyordu. Hesap vermeyi bir tehdit değil, siyasetin doğal sonucu olarak tarif etti.

İyi bir Bursa ve iyi bir Türkiye hedefinin ancak bu anlayışla mümkün olacağını söyledi.

1996’dan bugüne taşıdığı sorumlulukları anlatırken, bir “geçmiş savunması” yapmadı. Bursa Çevre Yolu’ndan ikinci SSK Hastanesi’ne, organize sanayi bölgelerinden Tekel binasına; bakanlık dönemlerinde hayata geçirilen sosyal güvenlik reformundan iş sağlığı ve güvenliği yasasına, 1 Mayıs’ın tatil ilan edilmesinden Alevi ve Roman açılımlarına, Milli Tarım Yasası’na kadar uzanan başlıkları, “ayna” benzetmesiyle tarif etti.

“Ne yaptın diye sorulduğunda, milletin önüne koyacağımız aynalar bunlar.”

Bu noktadan sonra konuşma, hizmet anlatımından başka bir yere evrildi.
Son dönemde sistematik hâle geldiğini söylediği iftira ve algı kampanyalarına…

Kadrolu, mevsimlik ve ithal iftiracılar tanımlaması, sadece bir serzeniş değil, uzun süredir izlediği tabloya dair bir teşhisti. “Gel karşıma otur” çağrısı, yüz yüze hesaplaşmaya açık olduğunu gösterirken, dedikodu üzerinden yürüyen siyasetin kabul edilemezliğini vurguluyordu.

Ancak bu bölümde asıl dikkat çeken, Faruk Çelik’in yalnızca iftira atanlara değil, iftira olduğunu bildiği hâlde susanlara dönük sitemiydi.
Bu suskunluğu, sadece bireysel bir kırgınlık olarak değil, bir ahlaki problem olarak tarif etti.

Kendisini yakından tanıyan, yapılanların doğru olmadığını bilen ama “ölü taklidi yapmayı” tercih edenlere dönerek şunu söyledi:

Bursaspor sürecinde de, başka başlıklarda da aynı tavrı gördüğünü; iftiranın yüzde yüz olduğunu bilenlerin bile sessiz kalmasının, bu noktaya gelinmesinde belirleyici olduğunu ifade etti.
“Niye susuyorsunuz?” sorusu, bu toplantının en ağır sorularından biriydi.

İşte bu suskunluğun, konuşma kararında belirleyici olduğunu açıkça dile getirdi:

“Siz sustuğunuz için ben konuşuyorum.”

Ve ardından, yıllardır sürdürdüğü tutuma dair net bir eşik cümlesi geldi:

“Bugüne kadar taş atanlara gül attık.
Bu saatten sonra taş atan taşı, gül atan gülü görecek.”

Bu cümle, bir öfke patlamasından çok, uzun süre ertelenmiş bir kararın ilanıydı.
Mütevazılığın her zaman işe yaramadığını, susmanın bazı durumlarda iftirayı cesaretlendirdiğini söyledi.

Konuşmanın ilerleyen bölümünde, Bursaspor meselesine gelindi. Burada Faruk Çelik, sürecin nasıl başladığını özellikle vurguladı. 2024 yerel seçimlerinden sonra, Mustafa Bozbey’in Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan yaklaşık bir buçuk ay sonra kendisini aradığını ve görüşme talep ettiğini anlattı.

O güne kadar Bozbey’i makamında tebrik etmediğini, hatta Bursa’da en az görüştüğü siyasetçilerden biri olduğunu özellikle not etti.

Görüşmede, Bozbey’in açıkça şunu söylediğini aktardı:
Bursaspor’un bu çıkmazdan, Enes Çelik’in başkanlığı ve Faruk Çelik’in arkasında durmasıyla çıkabileceğini, şehirde ancak bu şekilde bir güven ortamı oluşacağını

Bu noktada, masaya getirilen 2 milyar lirayı aşan borç tablosunun belirleyici olduğunu, hesaplar görülmeden konuşmanın doğru olmayacağını, tabloyu gördükten sonra ise bu işin içinden çıkılabileceğine kanaat getirdiklerini anlattı.
Bursaspor’un mali kurtuluşunun ise başlı başına bir kitap konusu olduğunu özellikle vurguladı.

Ancak asıl altını çizdiği, bu sürecin siyasi değil, şehir meselesi olduğuydu.
Şehir birleşmeden, ayrışma tribünlere taşınmadan, her siyasi görüşten insan el ele vermeden bu yükün kalkmayacağını söyledi. Ve bunun başarıldığını ifade etti.

BTSO adaylığı üzerinden yürütülen tartışmalara yaklaşımı da bu bağlamdaydı.
Başarılı insanların sürekli hedef hâline getirilmesini, “önünü kesme” refleksi olarak gördüğünü söyledi. Böyle bir taleplerinin olmadığını, olsa da bunu açıkça söyleyeceğini belirtti.

Toplantının soru-cevap bölümünde ise, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın hesabından atılan ve Bursaspor Başkanı Enes Çelik ile ilgili iftira içerikli paylaşımla ilgili soruya verdiği yanıt, Faruk Çelik’in meseleye bakışını bir kez daha ortaya koydu.

Osmangazi Belediye Başkanı’nı çok eskiden tanıdığını belirten Çelik, aralarında geçen telefon görüşmesini de açıkça anlattı. Bir haberin bir siteye düştüğünü, ardından kaldırıldığını, sonrasında belediye başkanının tweetinin paylaşıldığını hatırlatarak, burada bir karışıklık yaşandığının açık olduğunu söyledi.

Panik ve heyecanla, gönderilmesi gereken bir içeriğin yanlış yere gönderilmiş olabileceğini ifade ederken, bunun Erkan Aydın’ın bizzat yapmasının akla uygun olmadığını, kendisinin de buna katıldığını dile getirdi. Ancak asıl önemli noktanın, bu işlemi kimin yaptığı sorusu olduğunu vurguladı.

Bu sorunun yanıtlanmasının, belediye yönetiminin sorumluluğunda olduğunu söyleyen Faruk Çelik, ya “bunu şu kişi yaptı” denilmesi ya da belgenin ortaya konulması gerektiğini belirtti. Aksi hâlde meselenin üzerinin örtülemeyeceğini, zaten başkanın da soruşturma başlatıldığını açıkladığını hatırlattı.

Konuşmanın son bölümünde ton daha da netleşti.
Artık yalnızca kendisi adına değil, şehir adına konuştuğunu hissettiren bir çağrı yaptı:

“Kim ne yaptıysa, günahıyla sevabıyla milletin terazisine çıkacak.”

Yanlış yapan kadar, yanlışı bilip susanın da bu tablonun parçası olduğunu söyledi.
Kaçmanın, görmezden gelmenin, dedikoduyla iş yürütmenin kimseyi kurtarmayacağını vurguladı.

İTÜ Evi’ndeki toplantı, bir basın açıklamasından çok, uzun bir suskunluğun kapanış faslıydı.
Faruk Çelik’in ağzından çıkan şu cümle ise, belki de her şeyin özeti oldu:

“Herkesin izzeti var, haysiyeti var, çoluğu çocuğu var.
Bu kadar ucuzluk olmaz.”

Ve ekledi:

“Kim ne yaptıysa, Bursa’ya da Türkiye’ye de, çıksın ortaya.”

Bundan sonrası için mesaj açıktı:
Taşa taş, güle gül…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.