Çok klasik bir cümle ama hakkını teslim edelim; turizm Türkiye’nin bacasız sanayisi ve ekonominin en kritik damarlarından biri. Üstelik tek başına bir sektör de değil… Tarımdan inşaata, ulaşımdan hizmetler alanına kadar 54 farklı sektörü besleyen geniş bir etki alanına sahip.
Rakamlar bu tabloyu net biçimde ortaya koyuyor.
2025 yılında Türkiye 63 milyon 941 bin ziyaretçi ağırladı, 65 milyar doları aşan bir turizm geliri elde etti. Yaklaşık 3,3 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, toplam istihdamın yüzde 10’undan fazlasını sırtlıyor.
Bu verileri sadece turizm başarısı olarak okumak eksik olur.
Enerjide dışa bağımlı bir ülke olarak, petrol fiyatlarının İran, ABD ve İsrail arasındaki savaş nedeniyle yükseldiği bir dönemde turizm gelirleri cari açığın dengelenmesinde hayati bir rol oynuyor.

Yani turizm, sadece döviz kazandıran bir alan değil, aynı zamanda ekonominin dengesini koruyan bir güvenlik supabı.
Ancak bu yılın sahadaki görüntüsü, geçen yıllara göre biraz daha temkinli okunmayı gerektiriyor.
Sektörün içinden gelen bilgiler, özellikle de TÜRSAB Genel Başkan Yardımcısı Hasan Eker’in değerlendirmeleri, bize daha gerçekçi bir fotoğraf sunuyor.

En belirgin kırılma İngiltere pazarında yaşanıyor.
Bu ülkeden gelen rezervasyonlarda gözle görülür bir yavaşlama var. Almanya ve Rusya tarafında ise ciddi bir gerilemeden söz edilmiyor.
Fakat asıl değişim rezervasyon davranışında.
Eskiden iptal edilen rezervasyonlar başka destinasyonlara kayardı. Şimdi ise turistler karar vermek için bekliyor. Rezervasyon iptal edilmiyor, erteleniyor. Bu da doğrudan bir talep kaybından çok, belirsizlik kaynaklı bir duraksamaya işaret ediyor.
Savaşın yarattığı psikolojik baskı, bölgesel gelişmeler ve fiyat algısı birleşince, turistin karar süresi uzuyor. İnsanlar tatilden vazgeçmiyor ama son ana kadar beklemeyi tercih ediyor.
Güvenlik algısı tarafında ise ilginç bir denge var.
Hasan Eker’in ifadesiyle, Türkiye hâlâ en güvenli seçeneklerden biri olarak görülüyor. Mısır ve Dubai gibi alternatiflerin tartışıldığı bir ortamda, Türkiye’nin bu anlamda avantajını koruduğu anlaşılıyor. Hatta bu nedenle Ortadoğu pazarından Türkiye’ye doğru bir yönelimin arttığı da ifade ediliyor.
Buna rağmen beklentilerin sınırlı kalmasının iki temel nedeni var:
Türkiye’nin son yıllarda pahalı bir destinasyon olarak anılmaya başlaması, özellikle Avrupa pazarında daha temkinli bir tabloyu beraberinde getiriyor. Savaşın yarattığı genel tedirginlik de buna eklenince, rezervasyonların akışı yavaşlıyor.
Nitekim sektörün konuştuğu bir başka veri de bunu destekliyor. Türkiye’ye turist taşıyan önemli charter firmalarından SunExpress’in planladığı koltuk kapasitesinde yaklaşık yüzde 25’e varan bir revizyona gittiği, bunun da 52 bin 731 koltukluk bir düşüşe karşılık geldiği ifade ediliyor.
Bütün bu gelişmeler, sezonun temposunun beklenenin biraz altında kalabileceğini gösteriyor.
Ancak tabloyu abartmamak gerekiyor.
Sektör temsilcilerinin ortak görüşü, “geçen yıldan çok daha kötü bir sezon beklenmiyor” yönünde. Hatta yıl sonunda rakamların büyük ölçüde korunabileceği, ancak alışılan yüzde 5-6’lık büyümenin bu yıl görülmeyebileceği konuşuluyor.
Bu noktada Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politikanın da turizme olumlu katkı sağladığını not etmek gerekir. Özellikle kriz bölgeleriyle kurulan dengeli ilişkiler, Türkiye’nin “ulaşılabilir ve gidilebilir ülke” konumunu güçlendirdi.
Sonuç olarak karşımızda ne bir kriz ne de rehavet kaldıracak bir tablo var.
Daha doğru bir ifadeyle;
turizmde çanlar çalmıyor ama herkesin kulağı sahadan gelecek haberde.
Çünkü bu sezon bize bir kez daha hatırlatıyor:
Turizm artık sadece güzel sahillerle değil, güven veren bir iklim ve makul bir fiyat dengesiyle kazanılıyor.
YENİ DÖNEMDE MOLLASALİH’E ÖNEMLİ GÖREV
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde, Mustafa Bozbey’in tutuklanması ve görevden alınmasının ardından başlayan süreç, sadece siyasi değil, idari anlamda da yeni bir dönemin kapısını araladı.
Meclis kararıyla başkanvekilliğine seçilen Şahin’in ardından, bürokraside taşlar yerinden oynamaya devam ediyor.
Genel Sekreterliğe Deniz Köken, yardımcılıklarına Cüneyt Taşkesen ve Yılmaz Ekinci’nin atanmasıyla başlayan değişim, daire başkanlıkları ve bağlı kuruluşların üst yönetimlerine kadar uzandı.
Dün bu tabloya yeni bir isim daha eklendi.
Osmangazi Belediyesi’nde uzun yıllar Özel Kalem Müdürlüğü görevini yürüten, aynı zamanda Panorama 1326 Fetih Müzesi’nde yöneticilik yapan Dr. Orhan Mollasalih’in, Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’na atanacağı bilgisi kulislere yansıdı.

Mollasalih ismi yabancı değil.
Aksine, yerel yönetim pratiği ile akademiyi bir arada yürüten nadir örneklerden biri.
Yıllar önce dikkat çektiğimiz bir yönü vardı:
Yerel yönetimlerde liderlik ve yöneticilik üzerine yaptığı akademik çalışma.
Sahadan gelen tecrübeyi, akademik bir zemine oturtma çabası…
Bugün kamu yönetiminde en çok ihtiyaç duyulan başlıklardan biri de tam olarak bu.
Çünkü belediyecilik artık sadece hizmet üretmekten ibaret değil;
iletişimi doğru kurmak, kamuoyunu doğru bilgilendirmek ve güven üretmek en az altyapı kadar kritik.
Bu noktada Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı’nın önemi daha da artıyor. Orhan Mollasalih’in de bu çerçevede değerlendirilmesi sürpriz değil.
Bursa Büyükşehir’de değişim devam ediyor.
Görünen o ki, bu değişim sadece isimlerle sınırlı kalmayacak, yönetim anlayışına da yansıyacak.
Mollasalih’e yeni görevinde başarılar diliyoruz.