Hava Durumu

Türkiye’nin en büyük toplu sözleşmesinde maraton başlıyor

Yazının Giriş Tarihi: 19.09.2025 12:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.09.2025 08:04

Türkiye’nin en büyük toplu iş sözleşmesi için düğmeye basıldı.

Türk Metal Sendikası ile MESS arasında yürütülecek 2025-2027 dönemi Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri 13 Ekim’de başlıyor.

Türk Metal Genel Başkanı Uysal Altundağ, geçtiğimiz ay tekliflerini kamuoyuna açıklamıştı. Ardından bu taslak MESS’e teslim edildi. Dün de Genel Başkan Yardımcısı Mesut Erdem sosyal medyadan ilk toplantı tarihini duyurdu: 13 Ekim Pazartesi, saat 10.00, İstanbul MESS Merkez Bürosu.

Maraton başlıyor ve herkes biliyor ki, bu masa kolay bir masa olmayacak.

Bursa’da 60 bine yakın Türk Metal üyesi var. Bu yüzden sözleşmenin her maddesi, yalnızca fabrikaların üretim bantlarında değil, evlerin sofralarında da konuşuluyor. Çünkü bu sözleşme işçinin maaşı, çocuğunun eğitimi, evinin rızkı, hayatının standardı demek.

Geçmiş dönemlerde görüşmeler aylarca sürmüş, işçiler meydanlarda seslerini duyurmuştu. Şubat sonuna kadar uzayan süreçlerde gerilim de kararlılık da artmıştı. Bu kez nasıl bir yol izleneceğini hep birlikte göreceğiz.

Türkiye’nin mevcut ekonomik şartlarında Türk Metal’in getirdiği talepler yüksek görülmüyor. Hatta kimi kesimlerce “mütevazı” bulunuyor.

• İlk 6 ay için yüzde 20 oranında zam ve 35 liralık seyyanen artış,

• Sosyal yardımlarda ciddi oranlarda yükselme,

• Sonraki dönemler için enflasyona endeksli düzenleme…

Bunların yanında tamamlayıcı sağlık sigortasının eşleri kapsaması, gece zammı, refakat izni gibi yeni sosyal hak talepleri de var. Yani mesele sadece ücret artışı değil, işçinin hayatına dokunan ayrıntılar da masada olacak.

Her sözleşme döneminde olduğu gibi bu dönemde de pazarlık sert geçecek. Çünkü MESS sözleşmesi yalnızca metal işçisini değil, Türkiye’deki diğer toplu sözleşmeleri de doğrudan etkiliyor.

Altundağ’ın sözü net: “Önemli olan istemek değil, alabileceğimizin en iyisini almak.”

Bu mesaj, işçiye “arkanızda biz varız” demek kadar, işverene de “masadan boş kalkmayacağız” mesajı anlamına geliyor.

13 Ekim’de başlayacak süreç, belki haftalarca, belki aylarca sürecek. Çetin pazarlıkların yaşanacağı kesin.

Ama bir gerçek var:

Metal işçisi masadan çok kendi gücüne güveniyor.

Çünkü bilir ki, alın terinin karşılığı kolay kazanılmaz; birlik ve dayanışmayla alınır.

****

BUSİAD’TAN VİCDANIN SESİ; SESSİZLİĞİN MALİYETİ

Türkiye’nin en köklü iş dünyası kuruluşlarından biri olan BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu, kritik dönemlerde yalnızca ekonomiye değil, siyasetten toplumsal meselelere kadar geniş bir yelpazede görüş bildirmesiyle bilinir. Dün YDK Başkanı Ergun Hadi Türkay imzalı bildiride de yine bu çizgiyi sürdürdüler.

Metnin satır aralarına dikkatle bakıldığında, yalnızca bugünün Türkiye’sine değil, insanlığın içine düştüğü çıkmazlara da ışık tutulduğunu görüyoruz. Küresel ısınma, otoriterleşme eğilimleri, gelir adaletsizliği, genç kuşaklarla yaşanan kırılma… Hepsi bir arada. Ama asıl vurgu, İsrail’in Gazze’de uyguladığı insanlık dışı politikalar üzerine.

Hatırlayalım… Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarını bünyesinde barındıran Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, İKSV tarafından düzenlenen 18. İstanbul Bienali’nin açılışında yaptığı konuşmayla dikkatleri üzerine çekmişti. İngilizce yaptığı konuşmada Koç, “Kalbim Gazze’nin uzun zamandır acı çeken halkıyla. Dualarım ve düşüncelerim onlarla. Hala bazı insanların bu korkunç soykırımı desteklemesine inanamıyorum. Fakat gerçekler ve adalet sonunda galip gelecek” diyerek beklenmedik bir çıkış yaptı.

İş dünyasında kolay kolay görülmeyen bu açıklama, BUSİAD bildirisiyle yan yana konulduğunda anlam kazanıyor. Çünkü Koç’un sözleri bireysel bir vicdan çağrısı iken, BUSİAD’ın çıkışı kurumsal bir duruşu simgeliyor.

Bildirinin altını çizdiği önemli noktalardan biri de Batı dünyasının sessizliği. İspanya dışında Avrupa’dan güçlü bir ses çıkmıyor. Sessizlik, aslında tarafsızlık değil; tam tersine, zulmün sürmesine onay anlamına geliyor.

BUSİAD’ın vurgusu yerinde: İnsanlık adeta bir yeni ortaçağ arayışı içinde. Bilimden, akıldan, demokrasiden uzaklaştıkça, felakete daha da yaklaşıyoruz.

Ama bildirinin tonunda yalnızca eleştiri yok. Atatürk’ün “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır” sözüne yaslanan bir direnç çağrısı da var. Çözümün adresi olarak da demokrasi, hukuk, özgürlük, laiklik, üretim ve adalet gösteriliyor.

Hele gençlere ayrılan bölüm… Bugünün karar mekanizmalarına katılmaları gerektiği, onların enerjisinin ve hayal gücünün ülkenin geleceğine yön vermesi gerektiği söyleniyor. “Gençlerini kaybeden bir ülke geleceğini kaybeder” cümlesi, yalnızca bir uyarı değil, aynı zamanda bir yol haritası.

Gazze’de çocuklar ölürken, dünyanın bu kadar aciz kalması hepimizi utandırıyor. İşte bu noktada, BUSİAD gibi kuruluşların sesi daha da değerli hale geliyor. Çünkü yalnızca ekonomik göstergelerle değil, insanlık onuruyla da ilgilendiklerini gösteriyorlar.

Ömer Koç’un kişisel vicdan çağrısı ile BUSİAD’ın kurumsal bildirisi aynı yere işaret ediyor: Gerçekler ve adalet er ya da geç galip gelecek.

Ve belki de asıl soru şudur:

O güne kadar biz hangi safta duracağız? Sessizliğin bedelini ödemeyi göze alacak mıyız, yoksa insanlığın yanında saf tutmayı mı tercih edeceğiz?

NİLÜFER CHP’DE İDDİALI KADIN ADAY…

CHP’de kongre yarışı sürüyor. Partinin kalesi Nilüfer’de bu kez beş aday sahada. İçlerinden biri özellikle dikkat çekiyor: Avukat Derya Aysel.

Aysel, Bursa Hakimiyet’in yeni ofisini ziyaret ederek neden aday olduğunu açıkladı.

Edirne İpsala doğumlu, Balkan göçmeni bir ailenin kızı. 1990’dan beri Bursa’da, 2012’den beri Nilüfer’de yaşıyor. Serbest avukatlık yapıyor, halen Seçim ve Hukuktan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı.

Son seçimlerde aktif görev aldı. İl başkanlığında ve Mustafa Bozbey’in seçim ofisinde çalıştı. Yani sahayı bilen, seçim süreçlerini yakından takip eden bir isim.

Aysel’in adaylığını farklı kılan nokta şu: Nilüfer’de bugüne kadar hiç kadın ilçe başkanı olmadı.

“Solculuk sadece sol elini kaldırmakla olmaz. Devrimse alın size devrim; gençse genç, kadınsa kadın. Cesaret gösterdik, bu cesaret diğer kadınlara da örnek olsun istedik.”

Nilüfer’de son seçimlerde kadın muhtar sayısı 11’den 19’a çıktı. Aysel, “Merkez mahallelerde kadın muhtarlar var, neden ilçe başkanı bir kadın olmasın?” diyerek yola çıkıyor.

Ama adaylığının temelinde yalnızca temsiliyet değil, birleştirici bir anlayış var:
“Parti uzun süredir aynı adaylar arasında yarışıyordu, bu da ayrışma yaratıyordu. Biz tarafların değil, örgütün adayı olarak çıktık. Herkesi kucaklayacak bir yönetim istiyoruz.”

28 Eylül’deki kongre, bu yüzden sadece bir seçim değil. Nilüfer’de siyasetin yönünü değiştirecek bir eşik olabilir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.