Hava Durumu

Vergi, dönüşüm ve Bursa’nın kendi gücünü hatırlaması…

Yazının Giriş Tarihi: 03.12.2025 07:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.12.2025 07:58

Bursa’da yıllardır değişmeyen bir tartışmamız var:
Bu kent üretimin yükünü çekiyor ama ürettiği değerin vergisi başka şehirlerde toplanıyor.

Rahmetli Hikmet Şahin döneminde bu mesele neredeyse bir kampanya ruhuyla anlatılmış, iş dünyasına tek tek mektuplar gönderilmişti. Aradan 20 yıl geçti, değişen Türkiye, büyüyen Bursa… Ama mesele aynı yerde duruyor. Çünkü çözülmediği her gün, Bursa’nın kasasından sessizce bir kaynak eksiliyor.

Şimdi benzer bir kararlılığı, 47 yıl aradan sonra Büyükşehir koltuğuna oturan Mustafa Bozbey ve ekibinde görüyoruz.
Bozbey daha görevinin ilk haftasında “Bursa’da kazanılan Bursa’da kalsın” diyerek bu konuyu yeniden masaya sürdü.

Bu işin sahadaki takipçisi ise Büyükşehir’in yeni genel sekreteri Doç. Dr. Ergül Halisçelik.
Halisçelik yalnızca bir bürokrat değil, hazine kökenli olması ve akademik bakışıyla meseleyi teknik olarak okuyabilen bir isim. Belediyenin gelir tablosunu ezbere bilen, fakat konuyu sadece matematik olarak değil; kentsel dönüşüm, üretim kültürü ve sosyal gelişme çerçevesinde gören bir bürokrat.

İTHALAT VERGİLERİNDEKİ “GİZLİ HAZİNE”

Geçtiğimiz 18 Kasım’da Halisçelik’in BUSİAD ziyaretinde yaptığı bir uyarı dikkatimi çekti.
Orada, Türkiye’nin her yerinde ithalat yapan Bursa merkezli firmalara sesleniyor:

“Beyannamenin 44. hanesine Bursa’yı yazın, ithalat vergilerinin %6’sı Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne gelsin.”

Basit bir işlem…
Bir imza, bir kutucuk…
Ama Bursa için milyonlarca liralık kaynak demek.

Düşünün; İstanbul, Mersin ya da Ankara gümrüklerinden işlem yapan yüzlerce firma var.
Her biri Bursa’da üretim yapıyor ama vergiler İstanbul’da kalıyor.
Oysa beyannamedeki tek bir numara (1910293914) Bursa’yı işaret ettiğinde, bu şehrin hakkı olan gelir geri dönüyor.

Bu uyarı BUSİAD’da da karşılık bulmuş.
Derneğin Denetim Kurulu Üyesi ve Bursa Gümrük Müşavirliği A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Özenalp, konuyu teknik olarak açıyor:

“İthalat vergilerinin yüzde 6’sı Bursa’ya yönlendirilir. Kent için ciddi bir kaynak oluşturur.”

Hatta BUSİAD yönetimi de bunu üyelerine duyurma kararı alarak süreci sahiplenmiş durumda.

İş dünyasının bu konuda sorumluluk alması çok kritik. Çünkü mesele belediyenin gelirini artırmakla sınırlı değil; kentin kendi üretim gücünü sahiplenmesiyle ilgili bir bilinç meselesi.

Halisçelik’in ziyaret sırasında söylediği bir cümle benim açımdan en vurucu olanıydı:

“Orta gelir tuzağı değil, orta kalkınma tuzağı… Buradan çıkmak ancak toplumsal, dijital ve yeşil dönüşümle mümkün.”

Bursa’nın bugün en büyük sorunu dönüşümün finansmanı.
Kentsel dönüşüm, sanayide dijitalleşme, ulaşımda yeşil hatlar, sosyal projeler…
Hepsi doğru hedefler ama bütçesi olmayan hedef, sadece niyet olarak kalır.

Bu yüzden belediyenin yeni kaynak arayışını bir “gelir artırma operasyonu” değil, Bursa’nın geleceğini garanti altına alma hamlesi olarak görmek gerekiyor.

BUSİAD Başkanı Buğra Küçükkayaların bu konuda gösterdiği duyarlılık da ayrıca önemli.
Küçükkayalar’ın hem dönüşüm vizyonu hem de üyeleri harekete geçirme iradesi, iş dünyasının bu meseleye artık “kentin ortak meselesi” gözüyle baktığını gösteriyor.

Bu tablo bize şunu söylüyor:

Bursa, kendi kaynaklarını kendisi yaratabilecek güce sahip.
Yeter ki üretenler, bu kentin hakkına sahip çıksın.

Ve en önemlisi:

Bursa’nın geleceği için bazen büyük projelerden önce küçük bir kutucuğu işaretlemek bile yeterli.

****

STADYUMU KAYBETTİK AMA SALONUN HİKÂYESİ YAŞIYOR

Bursa’nın hafızasında bazı mekânlar vardır; sadece beton, tribün ya da saha değildir onlar. Bir şehrin gençliği, coşkusu, hayal kırıklığı, sevinci, yani ortak yaşam duygusu birikir içinde.

Atatürk Stadyumu Bursa’nın en güzel anılarının biriktiği ortak yaşam alanlarından biriydi. Millet Bahçesi’ne dönüşen o alanı her geçtiğimde, yıkım sürecinde verdiğimiz mücadeleyi hatırlarım.

Yıkılmasın istedik… Olmadı.
Eski tribünün en azından müzeye dönüşmesini talep ettik… O da olmadı.

Bazen şehir, kendi hafızasını korumakta zorlanıyor. Bu konuda da geç kaldık.

Aynı akıbeti Atatürk Spor Salonu da yaşadı. Salonun yıkıldığı gün, sanki bir dönem daha sessizce kapanmıştı. Neyse ki geçen dönem en azından bu konuda doğru bir adım atıldı; salonun yenisi için süreç başlatıldı. Mimarlar Odası yarışma açtı, ihale yapıldı derken proje büyüdü, kapasite önce 3 bin dendi sonra 5.016’ya çıkarıldı. Bugün şantiye artık yükselen bir gövdeye dönüşmüş durumda.

Dün Büyükşehir Belediyesi’nin yayınladığı yeni görselleri görünce, uzun zamandır hissetmediğim bir duyguya kapıldım: Biraz olsun içim ferahladı.
Atatürk Stadyumu geri gelmeyecek ama hiç olmazsa salonun adı, hatırası ve ruhu yaşamaya devam edecek.

Başkan Mustafa Bozbey’in inşaat alanında yaptığı inceleme sırasında servis edilen fotoğraflar, yeni salonun hem içeride hem dışarıda güçlü bir kentsel imza taşıyacağını gösteriyor. 1972’de açıldığından beri Bursa’nın yüzlerce hikâyesine ev sahipliği yapmış bir mekânın, modern bir anlayışla yeniden doğması önemli.

Bozbey’in, “Türkiye’ye örnek bir salon inşa etmenin gururunu yaşıyoruz” sözleriyle sevince ortak oluyor. Basketbol, voleybol, konser… Ne derseniz; salonun, kentin spor ve kültür yaşamına yeniden dinamizm katacağı ortada.

En önemlisi ise şu:
Bursalıların yıllardır içinde biriktirdiği hatıralar yeniden canlanacak.

Atatürk Spor Salonu’nda birçok Bursalının hatırası bulunduğunu dile getiren Başkan Mustafa Bozbey, “Çalışmalar bittiğinde hikayesi olanlar, yeni salona gelip burada hikayelerini tekrar canlandırma fırsatı bulacak. Burada benim de hikayem var. İlk açıldığı yıllarda Rusya’dan bir ekip gelmişti. O zamanlar daha çocuktuk ve inanılmaz heyecanlanmıştım. O seyircilerden bir tanesi de bendim bu salonda. Çalışmalar yakın zamanda tamamlanacak. Avrupa’nın ve dünyanın önemli takımlarını Bursa’da izleme fırsatı bulacağız.” dedi.

Salondan daha önemli bir mesele var aslında: Bölgenin geleceği.

Bir zamanlar Bursa’nın kalbi dediğimiz Altıparmak–Stadyum çevresi, özellikle eski stadın yıkımı sonrasında ciddi bir hareket kaybı yaşadı. O dönemlerin kalabalığı, ticaret hayatının canlılığı, hafta sonu maç günlerinin şehir merkezine kattığı enerji… Hepsi birer hatıraya dönüştü.

Yeni spor salonu, bu çevrede beklenen dönüşümün ilk ateşi olabilir.
Belki o eski günlerin birebir aynısı geri gelmez ama şehrin merkezinin yeniden nefes aldığı bir dönemin kapısı aralanabilir.

Atatürk Stadyumu’nun yıkımı Bursa’da hâlâ içimizde bir yara. Hiçbir yapı onu geri getiremez; o ayrı. Ama Atatürk Spor Salonu’nun yeniden yapılması, kentsel hafızanın tamamen silinmemesi adına geç kalınmış bir telafi niteliği taşıyor.

Bazen şehirler de insanlar gibidir; yaralarını tamamen saramazlar ama iyi bir iyileşme süreci başlatabilirler. Atatürk Spor Salonu’nun yeniden doğuşu bence tam da böyle bir iyileşme.

Ve belki de uzun zamandır ilk kez, Altıparmak’ın geleceğine dair iyimser bir cümle kurmak mümkün oluyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.