Hava Durumu

Yapay zekâ kapıyı çalmadı, cebimizden içeri girdi

Yazının Giriş Tarihi: 08.01.2026 08:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.01.2026 08:04

Hayatımıza giren her büyük teknolojik dönüşüm, önce hayranlık uyandırır, ardından beraberinde sorular getirir. Elektrik böyleydi, internet böyleydi… Yapay zekâ ise hepsinden hızlı geldi.
Öyle ki artık kapıdan çalarak değil, ceplerimizden içeri girerek hayatın ve kurumların merkezine yerleşti.

Gazetecilik hayatım boyunca bu tür yeniliklerin çoğuna ilk elden tanıklık ettim. Hatta çoğunu bizzat kullandım.
40 yıl önce bir fotoğrafın gazete merkezine ulaştırılması tam anlamıyla eziyetti. Aynı gün uçak varsa şanslı sayılırdınız. Yoksa otobüsle gönderilen bir fotoğrafın merkeze ulaşması 24 saati bulur, yayınlanması ise çoğu zaman 48 saat sonrasını bulurdu.

Sonra telefoto teknolojisi çıktı; sevindik ama onun da kendine has zorlukları vardı. Fotoğrafı çeker, haberin yazıldığı bölgede seyyar bir karanlık oda kurar, karta basar, sağlıklı bir telefon hattı bulabilirsek telefotoyla merkeze iletirdik.
Ardından filmin yerini dijital almaya başladı.

İlk dijital fotoğraf makinesini, sanırım 1996 yılında dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in Özbekistan-Azerbaycan gezisinde kullanmış ve ortaya çıkan hıza gerçekten inanamamıştım. Dijitale geçişimiz yaklaşık 30 yıl sürmüştü.
Sonrasında teknolojinin hızı baş döndürücü biçimde arttı. Çekilen bir fotoğraf ve yazılan bir metin, artık saniyeler içinde gazete merkezine ulaşır hale geldi.

Ama yapay zekâ, bütün bunların çok ötesinde bir gelişme.

İstatistikler, ChatGPT gibi büyük dil modellerinin tarihte eşi benzeri görülmemiş bir hızla benimsendiğini gösteriyor. Milyonlarca insan bu teknolojiyi her gün kullanıyor.
Ama asıl mesele, kaç kişinin kullandığı değil; nasıl kullandığı.

Çünkü yapay zekâ artık yalnızca bir yazılım değil; karar süreçlerini, alışkanlıkları ve hatta aklımızın işleyişini etkileyen bir aktör.

Tam da bu nedenle, Bursa’da yapılan bir toplantıda kurulan tek bir cümle, meselenin özünü anlatmaya yetti:

“Yapay zekâ doğru kullanılırsa fırsat, kontrol edilmediğinde risktir.”

Bu cümle, BUSİAD Dijital Dönüşüm Uzmanlık Grubu tarafından düzenlenen, “Yapay Zekâ Çağında Kurumsal Akıl: Kazanmak, Korumak, Uyum Sağlamak” başlıklı çevrim içi etkinlikte, Türk-Alman Üniversitesi Dijital Dönüşüm Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Müge Klein tarafından dile getirildi.

Toplantının moderatörlüğünü BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Dijital Dönüşüm Uzmanlık Grubu Sorumlusu Tuncer Hatunoğlu üstlendi.
Ancak konuşmanın satır aralarındaki tespitler, yalnızca sanayicileri değil, tüm kurumları ve yöneticileri yakından ilgilendiriyor.

Prof. Dr. Klein’in en çarpıcı vurgularından biri şuydu:
“Yapay zekâyı bireyler, cep telefonlarıyla şirketlere soktu.”

Yani bu teknoloji; bir strateji belgesiyle, bir yatırım kararıyla, bir yönetim kurulu gündemiyle gelmedi. İzin almadan girdi.
Ne yönetişim konuşuldu, ne risk analizi yapıldı, ne de “Bu güçle ne yapacağız?” sorusu soruldu. Çalışanların cebindeki yapay zekâ, kurumların kapısından içeri hızla girdi ve bu durum, fark edilenden çok daha büyük bir risk alanı oluşturdu.

Elbette yapay zekânın gücü tartışılmaz.
Hız, veri desteği, karar verme kapasitesi, ölçeklenebilirlik, hiper-kişiselleştirme ve öğrenme yeteneği sayesinde kurumlara üretkenlik, verimlilik ve rekabet gücü kazandırıyor.

Ancak Prof. Dr. Klein’in özellikle altını çizdiği nokta önemliydi:
Risk, yapay zekânın kendisi değil; onu refleksle kullanmak, sorgulamadan güvenmek ve sorumluluğu devretmek anlayışıdır.

Risk başlıkları da sanıldığı gibi teknik değil:
Ön yargı ve adaletsizlik, mahremiyet ve veri güvenliği, şeffaflık ve açıklanabilirlik, hesap verebilirlik, güven ve güvenlik…

Bunların tamamı bir yönetim meselesi.
Bir IT problemi değil, kurumsal akıl meselesi.

İşte tam da bu noktada, Bursa sanayisi açısından kritik bir eşikteyiz.
Dijital dönüşümü yalnızca yazılım yatırımı olarak gören anlayışla, yapay zekâyı kurumsal aklın parçası haline getiren yaklaşım arasında ciddi bir fark var.

Biri hızla yol alır ama savrulur;
diğeri belki yavaş ilerler ama sağlam basar.

Prof. Dr. Klein’in çözüm önerisi net:
Yapay zekâ politikası, yönetişim mekanizması, yapay zekâ okuryazarlığı ve regülasyon.
Ve hepsinin merkezinde tek bir kavram: Akıl.

Birey için kendi aklı neyse, kurumlar için kurumsal akıl odur.
Yapay zekâ çağında kazananlar; en hızlı olanlar değil, en bilinçli olanlar olacak.

Çünkü bu çağda mesele, yapay zekâyı kullanmak değil;
onu kimin yönettiğidir.

Yapay zekâ, bizim mesleğimizin de artık önemli bir parçası. İlk çıktığı günden bu yana metin düzeltmede, sayfalar dolusu rapor ve araştırmaları özetleyip analiz etmede aktif biçimde kullanıyorum.
Tıpkı girişte sözünü ettiğim araştırmalarda olduğu gibi, çoğu zaman bir yardımcı editör, bir asistan gibi çalışıyor.

Ama şunu da not düşmek gerekiyor:
Yazının ruhu, bakış açısı ve özgünlüğü hâlâ bize ait.

Belki de yakında onu da elimizden alacak…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.