Diploma meselesi, dünden itibaren ülkemizdeki harici bütün gündemleri neredeyse ortadan kaldırmış durumda. Hatta yalnızca "D" harfini internette arama motoruna yazdığımızda, doğrudan Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptali karşımıza çıkıyor. Cumhuriyet Halk Partisi tarafı, konuyu hukuki olarak tartışmaya dahi açmıyor; kararın tamamen siyasi olduğu noktasında, hukuki denetimden ari olarak açıklamalarda bulunuyor.
Hukuki bir açıklama beklediğimiz Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, üniversite yönetim kurulunun kararının yetkisizlik sebebiyle "yok hükmünde" olduğunu, hatta yetkisizlik yönünden sakatlığı sebebiyle diploma hakkında üniversitenin kantini ile yönetim kurulunun yetkisinin aynı olduğunu söyleyerek hamaset yapıyor. Böylece, siyasetin görevini kendi alanı olan hukuka çekmeye çalışıyor—tıpkı şu anda CHP’li hukukçuların yaptığı gibi.
Halbuki hukuken, "usulde ve yetkide paralellik ilkesi" gereği, yatay geçiş kararını veren fakülte yönetim kuruludur ve bu kararın iptalini de fakülte yönetimi alabilir. Ancak söz konusu olan diploma iptali olunca, zaten en azından lisans mezunu herkesin bilebileceği gibi diplomanın üzerinde rektörün de imzası bulunur. Bu nedenle, eğer iptal edilecekse, burada yetkili makam üniversitenin yönetim kuruludur. Dolayısıyla, diploma iptalinde yetkili makam anlamında herhangi problem söz konusu değildir.
Hukuki anlamda bu konu özelindeki tarafsız hukukçuların genel kanaatine bakacak olursak da yatay geçiş işleminde hukuki anlamda bir sıkıntı olduğudur. Ancak aradan geçen 35 sene sonra bu usulsüz yatay geçişin diploma iptaline sebep olup olmayacağı asıl tartışma konusudur.
Aslında yazıma hukuki bir tartışma olarak girmek istemiyordum; herkesin yaptığı gibi... Ancak hukukçu kimliğimiz gereği de birkaç kelam etmenin yanlış olmayacağını düşündüm, özellikle yetki gibi temel bir konuda.
Asıl odaklanmak istediğim nokta şu: Cumhurbaşkanlığı gibi devletin en üst yönetim makamına talip olan kişilerin geçmişlerinin çok daha detaylı bir şekilde incelenmesi bana çok da abes gelmiyor. Dünyada da durum böyle.
Örneğin:
Macaristan Eski Cumhurbaşkanı Pál Schmitt
Schmitt, 1992 yılında Semmelweis Üniversitesi'nden doktora unvanı aldı. 2012 yılında bir gazeteci, tezinin büyük bir kısmının başka bir çalışmadan kopyalandığını ortaya çıkardı. Üniversite, detaylı bir akademik etik incelemesi başlattı ve tezinin %90’ının çalıntı olduğu belirlendi. Macaristan’da akademik prestij çok önemli olduğu için, Schmitt’in doktorası 2012 yılında resmen iptal edildi. Schmitt, Macaristan Cumhurbaşkanı olarak büyük baskı altında kaldı ve istifa etmek zorunda kaldı.
Almanya Eski Savunma Bakanı Karl-Theodor zu Guttenberg
Guttenberg, 2007 yılında Bayreuth Üniversitesi'nden hukuk doktorası almıştı. 2011 yılında, bir blog yazarı ve gazeteciler doktora tezinin önemli bölümlerinin başka kaynaklardan alıntı yapıldığını ve kaynak gösterilmediğini ortaya çıkardı. Üniversite, hızla bir inceleme başlattı ve tezin büyük bir kısmının intihal olduğu tespit edildi. 2011 yılında üniversite, Guttenberg'in doktorasını iptal etti.
Bakın, Macaristan Cumhurbaşkanı'nın doktora unvanı 20 yıl sonra iptal edilmiş. Bu da gösteriyor ki, bu tarz tartışmaların dünya kamuoyunda ortaya çıkması ve idarelerin zamanında hatalı işlemler yapıp, sonrasında bu işlemleri düzeltmesi mümkün olabiliyor. Hatta kişi popüler bir isim olduğunda veya farklı bir sebeple incelenmeye alındığında, geçmişte yapılan işlemler tekrar gözden geçirilebiliyor.
Gördüğüm en büyük eleştirilerden biri şu:
"Eğer Ekrem İmamoğlu böyle bir makama talip olmasaydı, hayatına belediye başkanı ya da sivil olarak devam etseydi, bu durum hiç göze batmayacak, hukuka aykırılık hep devam edecekti. Hukuk yalnızca iktidarın istediği zaman çalışıyor ve bu da ciddi bir adaletsizliğe yol açıyor."
Ancak şahsi kanaatim şu ki, bu olayların sonradan gündeme gelmesi herkesin de tahmin edebileceği üzere İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı için yarışması neticesinde gerçekleşmiştir. Daha önce de belirttiğim gibi, bir muhtarlık seçimi için yarışmıyorsunuz; devletin en önemli makamı için yarışıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da en az yükseköğrenim yapmış olmayı Cumhurbaşkanı seçilebilmek için yeterlilik şartı olarak aradığı için bu tartışmalar gayet doğal. Bu nedenle, aday olan herkesin anayasa ve yasalara uygun bir geçmişe sahip olması toplumun en doğal beklentisidir.
CHP’nin Hukuki Tutumu
Siyasetçilerin, İmamoğlu’nun diplomasının iptaline siyasi bir dil ile karşı çıkması gayet normaldir. Ancak hukukçuların, akademisyenlerin, CHP’nin hukukçularının ve avukatlarının bundan etkilenmemesi gerekir. Eğer CHP, aleyhine gelişen bir kararı tamamen magazinsel ve politik açıdan değerlendirirse, nasıl daha demokratik bir yönetim iddiasını sürdürebilir?
Bu nedenle hukuki süreçlerin duygusal ve siyasi söylemlerden arındırılarak yürütülmesi gereklidir.
***
Bazen aynı dili konuşmak yetmez, bir de aynı yerden anlamak gerek.
T.S. Eliot