“Unutma! Bu kapı sana her zaman açık” demişti ilk ayrılışımda OLAY Gazetesi’nden…
Bu sözünden cesaretle aramıştım iki yıl sonra:
“Kapınız hala açıksa, gelmek isterim!”
Cavit Bey’le görüştükten beş dakika sonra dönmüştü:
“Atla gel!”
O sevinçle, iğrenç esprimi yapmıştım:
“Atla gelemem, nallarını çaktırmak için servise bıraktım!”
Kendine özgü kahkahasını atmıştı…
Güzel gülerdi Engin abi, o gülünce medyada herkes gülerdi…
Aynı koridordaydı odalarımız…
Koridorlara taşan kahkahalar attığında usulca geçerdim odasının önünden, benim yazıma mı gülüyor diye bakardım çaktırmadan…
Çalıştığım tam 20 yıl boyunca (TMSF dönemi hariç) köşe yazılarım önce O’nun süzgecinden geçerdi.
Yalnız benim değil gazetedeki tüm yazarların yazılarının kağıt çıktısını alarak kuyumcu hassasiyetiyle okur, imla hatalarına kadar dikkat ederdi…
Hiç unutmam bir gün iç hattan aramıştı:
“Yazında ciddi bir hata gördüm, müsaitsen bir uğrar mısın bana…”
İlk aklıma gelen 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le ilgili boyumu aşan bir esprimi mi yaptım endişesi olmuştu…
Çünkü, rahmetli Demirel, patronumuzun en kalın kırmızı çizgisiydi… O çizginin ihlali istenmeyen sonuçlara yol açabilirdi…
“Nedir abi, yazımda bulduğunuz ciddi hata?” diye sormuştum ürkerek…
Gözlüklerinin üzerinden şöyle bir baktı ve yazımdaki kırmızı kalemle işaretlediği yeri gösterdi:
“Bak buradaki ve bağlacı gereksiz, at bunu!”
Şaşırmıştım…
“Hata dediğiniz bu muydu?” deyince, patlatmıştı kahkahayı:
“Ee, hep sen mi yapacaksın soğuk sıkım espriler? Yazılarını okuya okuya bize de bulaştı!”
Neyse ki, dış politika ağırlıklı köşe yazılarında bu esprilerini yapmıyordu, yapsa ekmeğimden olabilirdim!
Yıllık izin kâğıdımı imzalatırken de takılırdı, “Niye bir hafta çıkıyorsun, çık bir ay, sen de dinlen, okurların da ben de!” diye…
Gün içinde gazetede yapılan gündem toplantıları da ders niteliğinde geçerdi…
Bazen bir haberde öyle ince ayrıntılara takılırdı ki, 5N 1K soruları 10N 3K’ya dönerdi Engin abinin…
Anlattığı mesleki anıların tadına da doyum olmazdı.
Bursa basınının yaşayan hafızasıydı…
Yine öyle gündem toplantısında, günün haber ve olayları konuşulurken, benim bıyık altından gülümsediğimi fark edip, niye güldüğümü sormuştu…
Ben de, televizyondaki NTV’nin haberlerini göstererek, “Bizim yarınki gazete için hazırladığımız haberleri, NTV şu an veriyor da, ona gülüyordum!” demiştim…
O da acı acı gülerek şu cevabı vermişti:
“Bunlar mesleğimizin en iyi günleri, gül bakalım gül!”
Mesleğinin en iyi günlerinde aktif gazeteciliği bırakarak emekliliğinin tadını çıkarıyordu Engin abi…
Yılların yorgunluğunu üzerinden, emekli olduktan sonra arayıp hal hatırını sormayan vefasız meslektaşlarının numaralarını da telefon rehberinden atıyordu…
Meslek hayatımda desteğini her zaman hissettiğim o güzel insanı, Engin Özpınar’ı da dün son yolculuğuna uğurladık…
Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum.