Sabun köpüğünden yapılmış şeffaf baloncuklara benzer aşk…
Bir yürek üflemesiyle, aynı anda on yüz bin baloncuk uçuşur havada… Yakalamak için koştururuz, bir o yana bir bu yana…
Ve yakalarız sonunda birini ya da biz öyle zannederiz.
Avcumuzu sevinçle açar bir de bakarız ki yok!
Tatlı bir serinlik çöker, o an göz pınarlarımıza.
Bazen hiç kovalamadan, hiç ummadığımız bir anda kendi kendine gelir konar hayallerimize…
Dokunmaya kıyamayız. Gerçekliğine inanana kadar seyrederiz masumluğunu uzaktan.
Mutluluk da çok benzer, o sabun köpüğünden yapılan şeffaf baloncuklara…
Bir içten tebessümle binlerce baloncuk uçuşur masmavi umutlara…
Yakalamak kolaydır aslında ama biz bilerek zorlaştırırız. Gözümüzün önündekini değil de en uzaktakine sahip olmak için çırpınırız.
Yakalayınca anlarız ki mutluluk o baloncukta değil, onu yakalamak için verilen mücadelede saklıymış.
Gözyaşından bir farkı yokmuş, yakaladığımız baloncuğun avcumuzda bıraktığı saf serinlikten…
Sabır öğretir bu ıslak gerçeği, yorgun yıllarımıza.
Mutlu olmaktan çok, mutluluğun bedelini ödeme korkumuz boşuna değil.
Ne dersiniz…
Dostluklar da benzemez mi, sabun köpüğünden yapılan o şeffaf baloncuklara?
Pekâlâ benzer!
Bir sıcacık ve yapmacıksız “merhaba” ile milyonlarca baloncuk uçuşmaz mı gönül bahçemizde?
Bilemesek de hangi baloncuğun iyi gün, hangisinin kötü gün ürünü olduğunu, yine de onlarsız yapamayız.
Paylaşırız hayata dair ne varsa.
Ve bir gün bakarız ki, paylaşılan ya da paylaştığımızı zannettiğimiz değerler, sabun köpüğü gibi kayıp gitmiş anılarımızın arasından…
Kimileri menfaat pisuarına…
Kimileri, pişmanlık çukurlarına…
Zaman çekince sifonu hatıraların üzerine acımasızca, işte o an anlarız Aşık Veysel’in ”Dost dost diye nicesine sarıldım / Benim sadık yârim kara topraktır” dizelerindeki hikmeti.
Aşk, mutluluk, dostluk…
Kısaca, hayatımız benziyor sabun köpüğünden yapılan o şeffaf baloncuklara…
Geçip giden yıllarımızın, boşlukta uçuşan baloncuklardan ne farkı var?
Hangisini yakalayabildik?
Uçup gitmediler mi hepsi avuçlarımızdan…
Yakaladıklarımız da olmuştur belki… Açabildik mi peki avuçlarımızı?
Dokunabildik mi?
Hissedebildik mi?
Vesselam…
Mademki hayatımız o sabun köpüğünden farksız…
Yakalayamasak da üfleyelim son nefesimize kadar!
NEREDEN NEREYE?
Bursaspor Başkanı Enes Çelik, hafta içinde açıkladı…
Eski başkan Ali Ay’ın alacakları dışında kulübün kalan borcu sadece 200-250 milyon TL civarındaymış…
Vay be!
Nereden nereye?
Takım otobüsünün haciz edildiği, belediyelerin tahsis ettiği otobüsle deplasmana gidildiği, tesislerdeki doğalgazın, suyun, elektriğin borcundan dolayı kesildiği, alacaklıların tesislerde cirit attığı, futbolcuların kaçtığı, transfer yasaklı o acı günleri çok şükür geride bıraktı Bursaspor…
Başkan Çelik’in, “Geçmişte hangi hataların yapıldığını biliyoruz. Çünkü o borçları biz ödedik” sözleri çok anlamlıydı…
Ben, Bursaspor sevgisinden asla şüphe duymadığım eski başkan Ali Ay’ın da, takımın alt liglere düşme sürecinde payına düşen hataların bedelini, alacaklarından ciddi anlamda fedakârlık yaparak ödeyeceğine inanıyorum…