Bursa, tarih boyunca medeniyetlere ev sahipliği yapmış, yeşiliyle, üretimiyle Marmara’nın kalbi olmuş bir şehir. Ancak bu güzel kentin bağrında taşıdığı, halının altına süpüremeyeceğimiz kadar büyük ve ağır bir gerçek var: Depremsellik.
Küçüklü büyüklü her sarsıntıda yüreğimizin ağzımıza geldiği, kentin yapı stokunun röntgenini doğru okumak ve adımları ona göre atmak zorundayız.
Geçtiğimiz günlerde, kentimizin yapısal geleceğine dair yetkin isimlerden biri olan İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şube Başkanı Serdar Atilla Erdem ile bir röportaj gerçekleştirdik. Erdem’in Bursa’nın mevcut durumuna dair paylaştığı veriler ve kentsel dönüşümün tıkanan damarlarına yönelik getirdiği gerçekçi yaklaşımlar, hepimizin üzerine uzun uzun düşünmesi gereken cinsten.
Serdar Atilla Erdem, söze oldukça net ve düşündürücü bir tespitle başlıyor: "Bursa ülkemizin en hırpalanmış şehirlerinden biridir ve depremsellik açısından yapı stoğumuz ülkemizin en riskli şehri durumundadır."
Kentte henüz saha çalışmalarına dayalı, kapsamlı bir envanter çalışmasının tam anlamıyla bitirilmediğini hatırlatan Erdem, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin JİCA ile yaptığı masa başı risk analizine dikkat çekiyor.
Çıkan sonuç ürkütücü: Bursa’daki yapı stokunun yüzde 65’i riskli grupta. Daha da önemlisi, kent içinde 25 ila 30 bin civarında binanın doğrudan göçme riski taşıdığı öngörülüyor. Erdem, bu durumun netleşmesi için saha çalışmalarının ivedilikle yapılması gerektiğinin altını çiziyor.
PEKİ, BU RİSK NEDEN BU KADAR YÜKSEK?
İMO Şube Başkanı Erdem, bu durumu gizlemeden, saklamadan "Bursa’mız kaçak yapı cenneti" sözleriyle özetliyor. Mühendislik hizmeti almamış, yönetmeliklere uymayan her kaçak yapının aslında vatandaşlar için birer "tabut" niteliği taşıdığını belirten Erdem, kentin deprem öncesi, anı ve sonrası önlemler konusunda bütüncül bir planlamaya henüz kavuşamadığını dile getiriyor. Olası bir felakette en büyük endişesi ise şüphesiz ki can kayıpları. Ardından gelecek altyapı, ulaşım ve toplanma alanı krizleri de cabası.
Buraya kadar madalyonun karanlık yüzünü konuştuk. Ancak Erdem, sadece sorun tespit etmekle kalmıyor, kentsel dönüşümün Bursa'da neden yürüyemediğine dair de rasyonel çözümler sunuyor. İstanbul’a sağlanan "Yarısı Bizden" gibi devlet destekli finansal modellerin Bursa’ya da getirilmesi gerektiğini savunan Erdem, sürecin hızlanması için kamu ile özel sektörün şeffaf bir matematik etrafında buluşması gerektiğini vurguluyor.
Röportajımızda beni en çok etkileyen ve aslında kentsel dönüşümün sosyolojik düğümünü çözen kısım ise Erdem'in mülk sahiplerine yaptığı o meşhur "araç" benzetmesi oldu. Vatandaş-müteahhit anlaşmazlıklarında metrekare pazarlıklarının can güvenliğinin önüne geçmesini eleştiren Erdem, şu tespiti yapıyor:
"90 model bir aracınızı 2026 model yapmaya kalktığınızda nasıl bir bedel ödemeniz gerekiyorsa, 90 yılında yapılmış binamızı yenilemek istediğinizde de bir miktar bedel ödemelisiniz. Veyahut da planlama esaslarına göre metrekareden bir miktar feragat etmeliyiz."
Yani ya maddi gücümüz oranında binamızın yenilenme maliyetine ortak olacağız ya da güvenli bir çatıda yaşamak adına 150 metrekarelik eski dairemiz yerine 80-100 metrekarelik sağlam bir daireye razı geleceğiz. Önce canın kıymetli olduğunu kabul etmediğimiz sürece, kentsel dönüşümde gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemeye devam edeceğiz.
Sonuç olarak; İMO Bursa Şube Başkanı Serdar Atilla Erdem’in de işaret ettiği gibi, Bursa için acil eylem planı artık lüks değil, zorunluluktur. Büyükşehir Belediyesi önderliğinde, ilçe belediyeleri ve Bakanlık ortak bir irade koymalı, şeffaf, adil ve bütüncül bir kentsel dönüşüm planıyla işe başlamalıdır. Ve bu uzun soluklu süreçte öncelik, pazarlıklara kurban edilmeden, doğrudan kendi kendine göçme riski taşıyan o 30 bin binaya verilmelidir.
Bu ülke önce büyük 17 Ağustos 1999 Marmara depremini gördü, akıllanmadı… Ardından 6 Şubat depremiyle 11 il başta olmak üzere tüm ülke sarsıldı. Binlerce canımız gitti, birçoğu kimsesiz gibi gömüldü. Günlerce uykularımız kaçtı… Deprem çantaları hazırlandı, günlerce ağlandı, ‘unutmadık, unutturmayacağız’ naraları atıldı sosyal medyada… Sonra ne oldu? Yine ateş düştüğü yeri yaktı. Yine unuttuk. Yıl dönümlerinde hatırladık, konuştuk, önlem alalım dedik, almadık, alınmadı…
Deprem bizi dönüştürmeden, biz kentimizi dönüştürmek zorundayız. Kararlılıkla ve bir an önce...