Tekerleğin icadı, ateşin bulunması ya da bankacılık sisteminin ortaya çıkması kadar, insanlığın gelişiminde çok büyük öneme sahip mevzudur sosyal medya…
Misal;
Tekerliği icat eden muhtereme, alkollü ya da alkolsüz aşırı hız yapmak suretiyle insanların canını alan trafik magandalarını gördükten sonra, ‘hay senin icat edeceğin tekerleğe’ diye saydıramayız değil mi?
Ateşi tesadüfen keşfeden Homo Erectus lakaplı (!) insan türünün gelmişine geçmişine sövemeyiz, kundakçı şerefsizler yüzünden…
Ve yahut kredi kartına kendi parasıymış gibi gömülen, ödeme günü geldiğinde ise kaçacak delik arayan tipler yüzünden, MÖ 2 binli yıllarda Babil’de depoladıkları tahıl ve değerli madenleri, tüccarlara borç vererek tarihin ilk kredi ve mevduat sistemini hayata geçiren rahipleri, anteri dedikleri cüppelerinden tavana asmaya çalışmak haksızlık olur.
Sosyal medya da bu sınıfta değerlendirmemiz gereken bir buluştur. Kabul etseniz de etmeseniz de iletişimin en güçlü mecrası. Doğru kullanan için, elinin altındaki büyük güç, kendini ifade etme, toplumu yönlendirme ve yönetme hususunda bir orduyla bile başaramayacağın işleri birkaç cümle ve birkaç tweetle halledebileceğin sihirli bir alan.
İnsanların hayatını kolaylaştıran doğru bilgi kadar, yalanın ve yanlışın da kısa sürede bu denli çabuk yayılabildiği başka bir mecra, farklı bir iletişim aygıtı olmaması, elbette bir takım riskleri de bünyesinde barındırdığı gerçeğini değiştirmeye yetmiyor.
Yine misal;
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya bayılan yurdum insanının, kendi küçük/standart çevresinde göremediği itibar ve ilgiyi, yaşam alanından binlerce, yüzbinlerce kilometre uzaktaki bir grup insan nezdinde aramasına da imkan vermesi, büyük bir nimet; peşinden koşmaya değer bir hedef değil mi Allah aşkına?
Bu coğrafyada ‘her şey olabilirsin ama rezil olamazsın’ şeklindeki yaklaşım da, bir yaşam biçimine dönüştürülmüşken, sosyal medya enstrümanlarını hoyratça kullanmanın önündeki bütün engeller de kalkmış oluyor haliyle…
Başkan Enes Çelik’in, transfer döneminin en kritik, en hassas günlerinde, züccaciye dükkanına girmiş fil gibi davrananları, sınırlı bilgiyle, hatta bilgi kırıntılarıyla hüküm verenleri, hiçbir yeterliliği ve yetkinliği olmamasına rağmen bilirkişi pozlarıyla üç beş kıt akıllı kindarı peşine takanları, kusursuz bir istihbarat ağına sahipmiş gibi yapıp her Allahın günü oyuncu ismi paylaşanları hedef alan açıklaması, işte bu tehlikeli oyuncağın, yani sosyal medyanın, kendisi ve çalışma arkadaşları üzerinde yarattığı baskının artık can sıkıcı seviyeye ulaştığını göstermesi bakımından önemli.
Sırtında yumurta küfesi olmayanların, transferi resmi olarak açıklanan oyuncularla ilgili yargı dağıtmaları da başlı başına bir trajedi. Sabah evden çıkarken, o günkü yağmuru bile doğru tahmin etmekten aciz, kendi hayatında verdiği her karar netameli olanların, oyuncunun gelecekte ne vereceği ile ilgili ahkam kesmesine ne demeli peki?
Bu örnekler uzar gider…
Asıl garip olan, internet/sosyal medya olmasa, adını mahalle manavının dahi bilemeyeceği tiplerin, ‘sosyal medyayı çok ciddiye almamak lazım’ diye akıl vermesi de tam bir akıl tutulması.
Bugün, şehir bu denli kenetlendiyse, tarihte hiç tanık olmadığımız bir birliktelik ve beraberinde mücadele sergileniyorsa, sosyal medyanın bunda payının çok büyük olduğunu kabul etmeli, her nimetin mutlaka bir külfeti de olacağını bilerek, bu alanı da sabırla tahkim etmeliyiz.
Kızalım, öfkelenelim ama yok saymayalım; sosyal medya bugünün dünyasında hiç kimsenin kolaylıkla vaz geçebileceği bir alan değildir.