Cumartesi akşamı Ortadoğu’dan gelen haber, alışıldık bir “gelişme oldu, piyasa tepki verdi” başlığı değildi. ABD ve İsrail’in İran’daki hedeflere yönelik koordineli hava saldırıları… Ardından İran’ın misilleme füzeleri…
Bu tür haberler bazen birkaç saatlik dalgalanma yaratır ve geçer. Ama bu öyle değil. Bu, cuma akşamı atılan bir manşetten ibaret değil; pazartesi sabahı açılacak bilançoların içine yerleşen bir risk.
Hafta sonu oluşan belirsizlik, pazartesi sabahı piyasaya üç şeyi aynı anda fiyatlatır: risk iştahı, enerji risk primi ve güvenli liman talebi.
Ekonomiyi bu noktada iki kanaldan okumak gerekiyor.
Birincisi arz şoku — özellikle enerji ve lojistik tarafı.
İkincisi ise belirsizlik ve risk primi.
Hürmüz Boğazı sıradan bir geçiş hattı değil. Küresel petrol ticaretinin anlamlı bir bölümü buradan geçiyor. Yabancı literatürde “chokepoint” yani dar geçit. Böyle yerlerde oluşan her gerilim, fiyatlarda kuyruk risk üretir. Olasılık düşük olsa bile etkisi büyüktür.
Şimdi duygudan uzaklaşıp soğukkanlı bir çerçeve kuralım.
IMF’nin sık kullanılan katsayısı şunu söylüyor: Petrol fiyatında yüzde 10’luk bir artış, küresel büyümeyi yaklaşık 0,15 puan aşağı çekerken, enflasyonu yaklaşık 0,4 puan yukarı iter.
Türkiye’de geçişkenlik daha hassas. TCMB değerlendirmelerine göre petrol fiyatındaki yüzde 10’luk artış, TÜFE’yi yaklaşık 1 puan yukarı taşıyabiliyor ve bunun önemli kısmı kısa dönemde gerçekleşiyor.
Yani enerji fiyatı Türkiye için sadece bir maliyet kalemi değil; çarpan etkisi olan bir değişken.
Bu tabloyu üç senaryoda okumak gerekiyor.
Birinci senaryo sınırlı saldırı. Fiziksel arz kesintisi ya hiç olmaz ya da çok kısa sürer. Hürmüz’de operasyonel aksama yaşanmaz. Bu durumda Brent petrol fiyatına 5 ile 15 dolar arasında bir risk primi gelir ve 1–3 ay içinde OPEC+ üretim yönetimi ve stok beklentileriyle sönümlenir.
İkinci senaryo genişletilmiş çatışma. Enerji altyapısı ve taşımacılık risk altına girer. Sigorta ve navlun maliyetleri kalıcı yükselir. Brent petrol 90 ile 120 dolar bandında konuşulmaya başlanır. Hürmüz riski daha sert fiyatlanırsa sıçrama daha yukarı olabilir.
Üçüncü senaryo uzun süreli gerilim. Sıcak çatışma sınırlı kalır; fakat yaptırımlar, finansman sürtünmeleri ve düşük yoğunluklu vekâlet çatışmaları kalıcı bir risk primi yaratır. Brent petrolde 80 ile 95 dolar arasında daha “yapışkan” bir bant oluşur.
Hatırlayalım.
Saldırı öncesinde Brent 72–73 dolar civarındaydı. Arz kesintisi ihtimali güçlenirse 80 dolar seviyesi ilk psikolojik eşik olur. OPEC+’ın arz artırımı opsiyonu ise fiyatların kontrolden çıkmasını engelleyebilecek tek mekanizma olarak görülür.
Emtia tarafına bakalım. Altın:
Altında iki dinamik birlikte çalışır: güvenli liman talebi ve para politikası beklentileri. Eğer jeopolitik risk büyümeyi zayıflatırsa, faiz indirimi beklentisi artabilir; bu da altını destekler.
Sınırlı senaryoda % 2–8 arası bir yükseliş şaşırtıcı olmaz.
Bölgesel tırmanmada 5% 8–20 bandı gündeme gelebilir.
Uzun süreli gerilimde % 5–12 daha makul bir banttır.
Üstelik merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme eğilimi altına yapısal bir zemin sağlıyor. Altın artık sadece panik anlarının sığınağı değil; jeopolitik prim taşıyan stratejik bir varlık.
Borsaya gelelim.
Hisse senetleri ilk refleksi verir: riskten kaçış.
Sınırlı senaryoda küresel piyasalarda % 1–5 arası düşüş; Türkiye’de % 2–8 arası geri çekilme görülebilir.
Genişletilmiş çatışmada küresel % 5–15, Türkiye % 8–25 bandında baskı oluşabilir.
Uzun süreli gerilimde küresel % 2–8, Türkiye % 4–15 arası bir zayıflama ihtimali vardır.
Türkiye’nin enerji ithalatçısı konumu, risk primini daha sert hissetmemize neden olur.
Büyüme tarafı teknik ama hayati.
Sınırlı senaryoda küresel büyüme -0,1 ile -0,3 puan; Türkiye -0,2 ile -0,6 puan etkilenebilir.
Bölgesel tırmanmada küresel -0,4 ile -1,2 puan; Türkiye -0,7 ile -2 puan arası bir daralma mümkün.
Uzun süreli gerilimde küresel -0,2 ile -0,6; Türkiye -0,3 ile -1,2 puan bandı oluşabilir.
Bunlar kesin tahmin değil. Stres bantları.
Enflasyon cephesi Türkiye için daha kritik.
Sınırlı senaryoda küresel +0,3 ila +0,8 puan; Türkiye’de +0,7 ila +2,1 puan.
Genişletilmiş çatışmada küresel +1,1 ila +3,3; Türkiye’de +2,8 ila +8,3 puan.
Uzun süreli gerilimde küresel +0,6 ila +1,4; Türkiye’de +1,4 ila +3,5 puan arası bir artış görülebilir.
Petrol şoku beklentilere sirayet ederse, para politikasının işi daha da zorlaşır.
Türkiye–İran ticareti bu resmin önemli bir parçası.
2024 verilerine göre Türkiye’nin İran’dan ithalatında bakır yaklaşık 474 milyon dolar, alüminyum 448 milyon, plastikler 384 milyon, çinko 248 milyon, demir-çelik 210 milyon, meyve ve kuruyemiş 191 milyon dolar düzeyinde.
Türkiye’nin İran’a ihracatında ise makine 402 milyon dolar, plastikler 198 milyon, yem ve gıda kalıntıları 185 milyon, elektrik-elektronik 171 milyon, sentetik lifler 170 milyon, bitkisel-hayvansal yağlar 154 milyon dolar.
Metal ve plastik gibi ara mallarda sınır geçişleri ve ödeme kanallarında yaşanacak gecikmeler, özellikle ikinci ve üçüncü senaryoda maliyet baskısı yaratır.
Doğal gaz tarafı ayrıca önemli.
İran’ın Türkiye doğal gaz ithalatındaki payı dönemsel olarak çift haneye çıkabiliyor. Gaz kontratının vadesi ve yenileme süreci, jeopolitik risk başlığı olarak masada duruyor.
Uzun vadede mesele ilk şok değil, yeni denge.
Eğer risk primi kalıcılaşırsa enerji güvenliği rejimi değişir. Rezerv kompozisyonunda altın payı artar. Sermaye maliyeti yükselir. Yatırım azalır. Potansiyel büyüme aşağı kayar.
IMF küresel görünümünde zeminin kırılgan olduğuna dikkat çekiyor. Böyle bir ortamda çatışmanın uzaması yalnızca bir defalık seviye kaybı değil; yatırım iştahında kalıcı aşınma yaratabilir.
Olasılık dağılımı başlangıçta % 50 sınırlı senaryo, % 25 genişletilmiş çatışma, % 25 uzun süreli gerilim şeklinde düşünülebilir. Ama bu dağılım her yeni haberle değişir.
Son söz:
Bu mesele sadece askeri bir dosya değil. Enerji, enflasyon, rezerv yönetimi ve küresel risk primi rejiminin kesiştiği bir eşik.
Kısa vadede fiziksel arz kesintisi belirleyici olacak. Uzun vadede ise enerji güvenliği.
Türkiye açısından mesele açık.
Enerji ithalatı, kur geçişkenliği ve ticaret kanalı aynı anda baskı üretirse ekonomi yalnızca fiyat şokuyla değil, risk şokuyla da karşı karşıya kalır.
Hürmüz bir boğazdır.
Ama ekonomi için asıl mesele, o dar geçitten nasıl geçtiğimizdir.
Dar geçitlerden geçerken hız değil, denge belirleyicidir!