Hava Durumu

Aman petrol…

Yazının Giriş Tarihi: 09.03.2026 08:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.03.2026 08:07

1970’lerin petrol krizleri dünya ekonomisini sarsmıştı. OPEC kararlarıyla petrol fiyatları birkaç yıl içinde katlanmış, enerji maliyetleri bütün ülkeleri vurmuştu. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için bu durum çok daha ağırdı. Döviz yoktu, petrol yoktu, sanayi üretimi aksıyordu. İşte o atmosferde yazılmıştı “Aman Petrol”. Şarkının sözlerinde geçen o hafif mizahi ama aslında çok gerçekçi serzeniş, enerjiye bağımlı ekonomilerin çaresizliğini anlatıyordu.

Bugün aradan kırk beş yıl geçmiş durumda. Ama itiraf etmeliyim ki ben son haftalarda petrol fiyatlarına ve Ortadoğu’daki gelişmelere bakarken kendimi yine aynı cümleyi düşünürken buluyorum: Aman petrol…

Şaka bir yana elbette Türkiye ekonomisi 70’lere göre hayal dahi edilemeyecek, kıyas dahi kabul etmeyecek kadar başka bir yerde. Ama Türkiye ekonomisi hâlâ petrol fiyatlarındaki her hareketi doğrudan hisseden enerjide dışa bağımlı bir ekonomi.

Şubat enflasyonu açıklandığında gördüğüm tablo da bana bunu bir kez daha hatırlattı.

Türkiye’de dezenflasyon süreci henüz ve hala ciddi kırılgan.

Rakamlar teknik olarak enflasyon “kontrol altında” dese de alt kalemlere baktığımda bana başka bir hikâye anlatıyor. Üstelik bu hikâyeye artık sadece iç dinamikler değil, Ortadoğu’daki savaş riski de eklenmiş durumda.

Benim gördüğüm tablo şu: Türkiye ekonomisi şu anda enflasyon – enerji fiyatı – jeopolitik risk üçgeninde yeni bir sınava giriyor.

Şubat enflasyonu: Manşet sakin ama alt kalemler alarm veriyor

TÜİK’in açıkladığı Şubat verisine göre tüketici fiyat endeksi aylık %2,96, yıllık ise %31,53 seviyesine yükseldi.

Ocak ayında yıllık enflasyon %30,65 seviyesindeydi. Dolayısıyla dezenflasyon süreci kesintisiz bir şekilde ilerlemiyor, arada ciddi dalgalar oluşuyor.

Çekirdek enflasyon tarafında ise daha ılımlı bir tablo var. Çekirdek göstergelerde yıllık enflasyon yaklaşık %29,5 seviyesine geriledi.

Yani teorik olarak enflasyonun “ana eğilimi” sakinleşme emareleri sunuyor. Ama manşeti yukarı çeken kalemler oldukça dikkat çekici.

Ben özellikle üç kaleme dikkat ediyorum:

Gıda. Şubat ayında gıda fiyatları ciddi bir sıçrama yaptı. Yıllık artış %36 seviyesinin üzerine çıktı. Tarım tarafında üretim maliyetleri hâlâ çok yüksek. Gübre, yem ve enerji fiyatları gıdayı yukarı itmeye devam ediyor.

Üstelik enerji, azot, sülfür fiyatlarını tehdit eden Hürmüz Boğazı riski ile burada yeni bir yükseliş trendi kapıda!

Konut. Konut tarafındaki fiyat artışı hâlâ %40’ın üzerinde seyrediyor. Burada kira ve enerji maliyetlerinin etkisi çok belirgin.

Ulaştırma. Ulaştırma kaleminde ise petrol fiyatlarının etkisini daha net görmeye başlıyoruz.

Şimdi asıl kritik soruya gelelim: Mart ayında ne olur?

Bu sorunun arkasındaki en önemli risk faktörü ise Ortadoğu’daki gerilim.

İsrail–ABD–İran hattında tırmanan askeri gerilim enerji piyasasını ciddi şekilde tedirgin etmiş durumda. Petrol fiyatları bu tür krizlere çok hızlı tepki verir.

Ben bu yazıyı yazarken Brent petrol yaklaşık 90 dolar bandına tırmandı ve bu seviye önemli bir direnç bölgesi. Aşarsa Brent petrolde çok başka şeyler konuşuyor oluruz! Umarım ben yanılırım!

Ben petrol piyasasında kısa vadede üç önemli dinamik görüyorum:

Risk primi: Petrol fiyatının bir kısmı artık fiziksel arzdan değil, savaş ihtimalinden kaynaklanıyor.

Hürmüz Boğazı riski: Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçiyor. Bu geçişte yaşanacak en küçük aksama bile fiyatları yukarı taşıyabilir.

Sonuncusu da sigorta ve taşımacılık maliyetleri.

Türkiye açısından mesele oldukça basit. Bu hesabı yapmayı sevmiyorum ama olayı “kabaca” görebilmek açısından oldukça önemli. Zira doların fiyatı değiştiği için her X dolarlık demek yerine dolardaki her % şu kadar artış demek daha doğru ama petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artış enerji ithalat faturasını yaklaşık 4–5 milyar dolar artırıyor.

Bu maliyet doğrudan döviz talebini artırıyor. Döviz kuru yükseldiğinde ise enflasyona geçiş başlıyor. Ekonomide buna pass-through diyoruz. Türkiye’de kurdan enflasyona geçiş katsayısı oldukça yüksek. Kurdaki %10’luk bir artış yaklaşık 2–3 puan enflasyon etkisi yaratabiliyor.

Şimdi bir de eşel mobil meselesi var.

Hükümet kısa vadede akaryakıt fiyatlarını kontrol etmek için eşel mobil sistemini devreye aldı. Bu sistem, petrol fiyatındaki artışın bir kısmını vergi üzerinden absorbe ediyor.

Burada riskler daha da tırmanır ve petrol fiyatları 3 haneleri aşarsa bu sistemin sürdürülebilirliği tartışılır hale gelir. Daha basit bir anlatımla devlet bir süre ÖTV’den vazgeçer ama rakam daha da artarsa pompaya net yansır!

Enerji fiyatları dışında bir risk daha var: bazı hammaddeler.

Ortadoğu’daki gerilim sülfür, gübre ve bazı kimyasal ara ürünlerin sevkiyatını zorlaştırabilir. Bu ürünler özellikle tarımsal üretim, kimya sanayi, inşaat, gıda üretimi gibi sektörlerde maliyet artışına yol açabilir:

Dolayısıyla enerji krizi zamanla gıda enflasyonuna da dönüşebilir.

TCMB ne yapacak? Faiz indirimi artık zor

Bütün bu tabloyu düşündüğümde Merkez Bankası’nın önümüzdeki Para Politikası Kurulu toplantısında çok sınırlı bir hareket alanı olduğunu düşünüyorum.

Şu anda politika faizi %37 seviyesinde.

Benim tahminim şu:

Merkez Bankası faizi sabit tutacak.

Bunun birkaç nedeni var.

Birincisi enflasyon beklentileri.

Şubat verisi enflasyonda düşüş trendinin henüz kalıcı olmadığını gösterdi.

İkincisi kur riski.

Jeopolitik gerilim TL üzerinde baskı yaratıyor. Bu ortamda faiz indirimi TL’de hızlı değer kaybına yol açabilir.

Üçüncüsü rezerv yönetimi.

Son günlerde Merkez Bankası’nın döviz piyasasına müdahale ettiği ve yaklaşık 8 milyar dolar satış yaptığı konuşuluyor.

Bu durum bana şunu gösteriyor: Merkez Bankası şu anda piyasayı stabil tutmaya çalışıyor.

Dördüncüsü risk primi.

Türkiye’nin CDS primi yeniden 250 baz puan seviyesine yükselmiş durumda.

Piyasa beklentisi ise biraz farklı.

Bazı kurumlar hâlâ 100 baz puanlık küçük bir faiz indirimi bekliyor. Ama ben bu ihtimali zayıf görüyorum.

Benim senaryom şu: Mart toplantısında faiz sabit kalır. Yaz aylarına doğru veri akışına göre yeniden değerlendirme yapılır.

Borsa ve altın: Yeni hikâye jeopolitik risk

Borsa İstanbul son iki yılda çok güçlü bir yükseliş yaşadı. Ancak son haftalarda piyasanın yönünü artık tamamen iç dinamikler değil, küresel riskler belirliyor.

Şu anda BIST 100 endeksi yaklaşık 12.800 – 13.000 bandında dalgalanıyor. Son işlem günlerinde endeks 12.780 puan civarında işlem gördü.

Aslında yılın başında borsada çok güçlü bir momentum vardı. Endeks Şubat ayında 14.300 seviyesine kadar çıkarak tarihi zirvelerini test etti.

Ancak Ortadoğu’daki savaş riski ve petrol fiyatındaki yükseliş küresel piyasalarda olduğu gibi Borsa İstanbul’da da satış baskısı yarattı. Özellikle bankacılık ve sanayi hisselerinde ciddi bir volatilite görüyoruz. Jeopolitik gerilim sırasında BIST 100 endeksinin %2-3 civarında günlük kayıplar verdiği günler yaşandı.

Benim gördüğüm tablo şu:

Borsa İstanbul şu anda iki farklı hikâyenin kesişiminde.

Birinci hikâye Türkiye’nin yüksek faiz ortamı ve hala güçlü sayılabilecek şirket kârlılıkları. Bu faktör borsayı yukarı taşıyan temel unsur.

İkinci hikâye ise küresel riskten kaçış davranışı. Savaş ihtimali arttığında yabancı yatırımcı gelişmekte olan piyasalardan çıkma eğilimi gösteriyor.

Teknik olarak baktığımda BIST 100 için üç kritik seviye görüyorum.

İlk önemli destek 12.500 seviyesi. Bu seviyenin altında satışlar hızlanabilir.

İkinci destek ise 12.000 bandı. Bu seviye psikolojik olarak oldukça önemli.

Yukarı tarafta ise ilk güçlü direnç 13.800 seviyesinde. Eğer jeopolitik risk azalırsa borsa yeniden bu seviyeyi test edebilir.

Benim kısa vadeli beklentim şu:

Önümüzdeki 2–4 hafta içinde Borsa İstanbul büyük ihtimalle 12.200 – 13.400 bandında dalgalı bir seyir izleyecek.

Eğer petrol fiyatı 90 doların üzerine çıkarsa ve Ortadoğu’daki gerilim büyürse borsada 11.800 – 12.000 bandına doğru daha sert bir düzeltme görebiliriz.

Ama tam tersi bir senaryo da mümkün.

Eğer gerilim sınırlı kalır ve küresel risk iştahı toparlanırsa BIST 100 yeniden 14.000 seviyesini test edebilir.

Jeopolitik kriz dönemlerinde yatırımcılar genellikle güvenli limanlara yönelir. Altın da bunun en klasik örneğidir.

Şu anda ons altın yaklaşık 5.150 dolar seviyesinde işlem görüyor.

Gram altın ise kur etkisiyle 7.300 TL civarında.

Bu seviyeler tarihi olarak oldukça yüksek. Bunun üç nedeni var.

Birincisi küresel jeopolitik risk.

İkincisi merkez bankalarının son yıllarda altın rezervlerini artırması.

Üçüncüsü ise küresel faizlerin uzun süre yüksek kalması nedeniyle finansal sistemde oluşan kırılganlık.

Ben altın için iki farklı zaman diliminde senaryo kuruyorum.

Kısa vadede (2–4 hafta) Ortadoğu’daki gerilim devam ederse ons altın 5.300 – 5.500 dolar bandına yükselebilir.

Gram altın ise bu durumda 7.700 – 8.000 TL bandına doğru hareket edebilir.

Orta vadede (2–3 ay) ise altının yönünü belirleyecek iki faktör olacak.

Birincisi petrol fiyatları.

İkincisi ABD Merkez Bankası’nın faiz politikası.

Eğer Fed yaz aylarında faiz indirimine başlarsa altın fiyatı küresel ölçekte yeni bir yükseliş dalgasına girebilir.

Bu durumda ons altın 5.700 dolar seviyesini test edebilir.

Ama jeopolitik risk azalır ve petrol fiyatı yeniden 75-80 dolar bandına gerilerse altın fiyatlarında bir miktar geri çekilme görebiliriz.

Bu senaryoda ons altın 4.800 – 4.900 dolar bandına kadar geri çekilebilir.

Özetle şunu söyleyebilirim:

Borsa İstanbul şu anda jeopolitik risk ile iç ekonomik dinamikler arasında sıkışmış durumda.

Altın ise tam tersine, bu belirsizlik ortamından güç kazanıyor.

Önümüzdeki birkaç ayda piyasalarda yönü belirleyecek en önemli değişken büyük ihtimalle Ortadoğu’daki gelişmeler olacak.

Bu hafta ekonomi gündemi yoğun

Haftanın başında piyasa özellikle sanayi üretimi verisini izleyecek. Bu veri büyümenin hızına dair önemli ipuçları verecek.

Çarşamba günü TCMB rezerv verileri açıklanacak. Son dönemde yapılan döviz müdahaleleri nedeniyle bu veri piyasada yakından takip ediliyor.

Perşembe günü ise haftanın en kritik gelişmesi var:

TCMB Para Politikası Kurulu toplantısı.

Bu toplantı sadece faiz kararı açısından değil, Merkez Bankası’nın verdiği mesajlar açısından da çok önemli olacak.

Cuma günü ise ABD enflasyon verisi açıklanacak. Bu veri küresel piyasalarda risk iştahını doğrudan etkileyebilir.

Ben bu haftanın iki kritik olayını şöyle görüyorum:

Birincisi TCMB faiz kararı.

İkincisi Ortadoğu’daki jeopolitik gelişmeler.

Piyasalarda en büyük sürpriz şu olabilir:

Eğer İran–ABD gerilimi hızla tırmanır ve petrol fiyatı 95 doların üzerine çıkarsa küresel piyasalarda ciddi bir satış dalgası görebiliriz.

Son söz

Ben ekonomide her zaman şu ilkeyi savunurum:

Ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir. Jeopolitik, enerji ve finans birbirine bağlıdır.

Bugün yaşadığımız süreç tam da bunu gösteriyor.

Türkiye ekonomisi şu anda üç kritik değişkenin ortasında duruyor:

Enflasyon, enerji fiyatları ve jeopolitik risk.

Bu üç başlık doğru yönetilirse Türkiye yeniden dezenflasyon sürecine girebilir. Ama enerji fiyatları kalıcı şekilde yükselirse bu süreç ciddi şekilde zorlaşır.

Yatırımcılar için benim mesajım şu:

Önümüzdeki birkaç ay yüksek oynaklık dönemi olabilir. Bu yüzden risk yönetimi her zamankinden daha önemli.

Son yıllarda sürekli tekrar ettiğim, konuşmalarıma, yazılarıma konu ettiğim gibi:

Enerji güvenliği artık sadece ekonomi politikası değil, “milli güvenlik meselesi” haline gelmiştir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.