Hava Durumu

Attığımız taş, ürküttüğümüz kaza değiyor mu?

Yazının Giriş Tarihi: 09.02.2026 08:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.02.2026 08:09

Geçtiğimiz hafta küresel ekonomik gündemin odağında ABD iş gücü piyasası ve imalat göstergeleri vardı. Açıklanan işsizlik başvuruları, ortalama saatlik kazançlar ve tarım dışı istihdam (Non-Farm Payrolls) verileri, Fed’in para politikası patikasına dair beklentileri yeniden şekillendirdi. Enflasyon baskılarının hâlâ diri olduğu bir ortamda gelen bu veriler, küresel büyüme endişelerini artırdı.

Euro Bölgesi, İngiltere ve ABD PMI endeksleri ile Çin imalat PMI’ı, küresel talepteki yavaşlamayı teyit ederken; ABD ISM Hizmet PMI verisinin daralmaya işaret etmesi resesyon tartışmalarını güçlendirdi. OPEC toplantılarından çıkan mesajlar ise petrol fiyatlarında oynaklığı artırarak enerji piyasalarını yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.

Türkiye cephesinde ise geçen hafta enflasyon tartışmaları ve sektör raporları ön plandaydı. Yaklaşık %31 seviyesindeki enflasyonla mücadele eden ekonomide, %38’lere ulaşan faiz oranları sanayi tarafında belirgin bir yavaşlama sinyali veriyor. İhracatçılar destek talep ederken, iflas ve konkordato başvurularındaki artış dikkat çekiyor.

ENFLASYON: RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?

Ocak ayı enflasyon verileri, dezenflasyon sürecinin hâlâ kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. TÜİK verilerine göre aylık enflasyon %4,84 ile piyasa beklentisi olan %4,21’in belirgin şekilde üzerinde gerçekleşti. Yıllık enflasyon ise Aralık 2025’teki %30,89 seviyesinden %30,65’e gerileyerek sınırlı bir düşüş kaydetti.

Bu yavaşlamanın beklentilerin üzerinde kalmasının arkasında; olumsuz hava koşullarına bağlı gıda fiyat artışları, konut ve ulaşım harcamalarındaki yükselişler ile sigorta maliyetleri bulunuyor. Özellikle taze meyve-sebze ve et ürünlerinde yaşanan fiyat artışları, manşet enflasyonu yukarı çekmeye devam ediyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bu tabloyu büyük ölçüde Ocak ayına özgü dönemsel etkilerle açıklıyor. Hizmet enflasyonunun 21 aydır kesintisiz gerileyerek %91’den %44’e düşmesi ve temel mal enflasyonunun %17,4 seviyesinde seyretmesi olumlu unsurlar olarak öne çıkıyor. Ancak kira enflasyonunda yaşanan belirgin düşüşe rağmen genel fiyat katılığının devam etmesi, dezenflasyon sürecinin yavaşladığına işaret ediyor.

Burada kritik bir soru karşımıza çıkıyor:

ATTIĞIMIZ TAŞ, ÜRKÜTTÜĞÜMÜZ KAZA DEĞİYOR MU?

Mehmet Şimşek’in 4 Haziran 2023’te göreve başlamasından bu yana yıllık enflasyon yaklaşık 7,6 puan gerileyerek %38,21’den %30,65’e indi. Aynı dönemde politika faizi ise %15’ten %37’ye yükseltilerek tam 22 puan artırıldı.

22 PUANLIK BİR FAİZ ARTIŞINA KARŞILIK YALNIZCA 7,5 PUANLIK BİR ENFLASYON DÜŞÜŞÜ…

Bu tablo, sıkılaşma politikasının maliyeti ile kazanımı arasındaki dengenin hâlâ tartışmalı olduğunu gösteriyor.

Dezenflasyon var, ancak bedeli oldukça yüksek.

HEDEFLER VE GERÇEKLEŞMELER ARASINDAKİ MESAFE

Orta Vadeli Program (OVP) ve TCMB hedefleri ile gerçekleşmeler arasındaki sapmalar da dikkat çekici. 2023’te hedeflenen %65’e karşılık %64,77’lik gerçekleşme görece tutarlıydı. Ancak 2024’te hedef %33 iken enflasyon %44,38’e çıkarak 11 puanlık ciddi bir sapma yarattı. 2025’te ise revize edilen %28,5 hedefe karşılık %30,89’luk gerçekleşme kaydedildi.

Bu sapmalar; iklim koşullarına bağlı gıda şokları, jeopolitik riskler ve geçmiş enflasyona endeksleme davranışlarının kalıcı etkilerinden besleniyor. Asıl sorun gıdanın kendisi değil, gıda fiyatlarının beklentilere kalıcı biçimde yerleşmesi.

2026 yılı için OVP’de %16 hedefi korunurken, TCMB %13–19 aralığını öngörüyor. Buna karşın piyasa katılımcılarının beklentisi daha temkinli. Ocak 2026 TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre yılsonu beklentisi %23,23 seviyesinde. Benim öngörüm ise enflasyonun yılı %24–25 bandında tamamlayacağı yönünde.

Ekonomik modellerin %23,5 civarındaki tahminleri de, hedeflerin yukarı yönlü revizyon riskini canlı tutuyor. Tek haneli enflasyona inişin 2027–2028’e sarkması sürpriz olmaz.

Biraz da Altın ve Gümüş diyelim.

Küresel belirsizliklerin arttığı ve faiz indirim beklentilerinin ötelenmeye başladığı bu dönemde altın ve gümüş piyasaları da dalgalı bir seyir izliyor. ABD’den gelen güçlü istihdam verileri ve enflasyonun beklenenden yavaş gerilemesi, Fed’in faiz indirimlerine acele etmeyeceği algısını güçlendirirken, bu durum kısa vadede değerli metaller üzerinde baskı yaratıyor.

Ancak tabloya yalnızca kısa vadeli fiyat hareketleri üzerinden bakmak yanıltıcı olur.

Jeopolitik risklerin canlılığını koruması, küresel borçluluk seviyelerinin tarihi zirvelerde seyretmesi ve merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme eğilimi, altını orta ve uzun vadede destekleyen temel unsurlar olmaya devam ediyor. Nitekim son dönemde merkez bankalarının altın alımlarındaki süreklilik, fiyatlardaki geri çekilmelerin kalıcı bir trend değişiminden ziyade düzeltme niteliğinde olduğunu düşündürüyor.

Şunu net ifade edelim: Ana trend hala yukarı diyor!

Ancak kısa vadede altın fiyatlarının hâlâ belirgin bir sıkışma alanında hareket ettiğini görüyoruz. Spot altın ons fiyatı şu anda yaklaşık 4.900 dolar civarında işlem görüyor ve bu seviye teknik olarak güçlü bir ara denge işlevi üstleniyor. Aşağı yönlü hareketlerde ilk tutunma alanı psikolojik önem taşıyan 4.800–4.820 dolar bölgesi olurken, bu bandın altında kalıcı bir fiyatlama oluşmadıkça yukarı trendin bozulduğunu söylemek zor. Yukarıda ise 5.000–5.020 dolar aralığı kritik direnç bölgesi olarak izleniyor; bu alanın net biçimde aşılması, ancak Fed tarafında faiz indirimlerinin belirginleşmesi veya jeopolitik risklerin yeniden tırmanmasıyla mümkün görünüyor. Bu nedenle altın tarafında kısa vadede “yüksek momentum beklentisi”nden ziyade, geri çekilmelerin yeni alım fırsatları olarak değerlendirildiği daha temkinli bir strateji öne çıkıyor.

Gümüş cephesinde ise tablo altına kıyasla daha oynak ve sabır gerektiren bir seyir izliyor. Spot gümüş ons fiyatı yaklaşık 78 dolar civarında dalgalanıyor ve bu, endüstriyel talebe duyarlılığı nedeniyle küresel büyüme endişelerinin etkisini gösteriyor. Teknik açıdan bakıldığında yukarıdan gelen satıcılara karşı ilk önemli destek bölgesi 72–73 dolar aralığı olurken, bu bölgenin üzerinde kaldıkça orta vadeli pozitif algı korunabilir. Yukarıda ise 82–83 dolar aralığı kritik bir direnç alanı olarak öne çıkıyor; bu seviyenin aşılması, daha güçlü bir toparlanma için gerekli sinyali verebilir. Bu bandın üzerinde kalıcılık sağlanması halinde, orta vadede 88–90 dolar civarları yeni hedef olarak daha yüksek sesle konuşulmaya başlanabilir.

BU HAFTA NE BEKLİYORUZ?

Küresel tarafta bu hafta ABD enflasyon verileri yakından izlenecek. 11 Şubat’ta açıklanacak CPI verisi, Fed’in mart ayı faiz kararlarına doğrudan etki edebilir. Enflasyonun %3’ün altına inmemesi durumunda piyasalarda dalgalanma artabilir.

Türkiye’de ise 10 Şubat’ta açıklanacak sanayi üretimi verisi ekonominin dayanıklılığına ışık tutacak. 12 Şubat’ta yayımlanacak TCMB Enflasyon Raporu ise yılsonu hedeflerinin ve olası faiz indirimlerinin tartışıldığı ana başlık olacak.

SON SÖZ

Dezenflasyon yolunda mesafe alındı, ancak hız düşük, maliyet yüksek.

Soru hâlâ masada duruyor: Bu politika setiyle hedefe ulaşmak mümkün mü, yoksa yeni bir ayarlama mı gerekecek?

Bakalım…
TCMB hedefleri güncelleyecek mi, hep birlikte göreceğiz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.