Hava Durumu

Dünya dönüyor, biz de dönüyoruz

Yazının Giriş Tarihi: 08.12.2025 08:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.12.2025 08:03

Kasım enflasyonunun açıklandığı, FED kararının gölgesinin döndüğü, yılsonu zam beklentilerinin her geçen gün arttığı bir haftayı geride bıraktık.

Türkiye ekonomisi bir kez daha bize şunu hatırlattı:

İktisat bazen verilerden çok davranışların toplamından ibarettir.

Kasım ayı enflasyonu düştü. Ama düşüşün matematiksel değerinden çok ikna edebilirliği konuşuldu. Zira enflasyonun düşmesi malumunuz olduğu üzere fiyatlar genel düzeyinin düşmesi değil, artış hızının yavaşlamasıdır. O nedenle her açıklanan ve düşüş gösteren aylık enflasyon datasında “Nasıl düşer ya” şeklinde karşılanmasının sebebi de budur. Çünkü fiyatlar gerilemiyor; sadece artışın hızı yavaşlıyor. Hayat pahalılığı hâlâ aynı sıcaklıkta, çarşı pazarda hayat hâlâ bildiğin hayat…

Ölümü görüp sıtmaya razı olmak gibi…

Enflasyonun inişe geçmesi, toplumun yükünün hafiflediği anlamına gelmez. Sadece yükün daha kontrollü taşındığı yanılgısı yaratır.

Tam burada Merkez Bankası’na yönelik o ısrarcı cümleler yeniden duyulmaya başlandı: “Faizler artık zirvede, indirime gidilmeli.” Oysa mesele faiz seviyesinin yüksek ya da düşük olması değil; mesele, faiz artık ekonomi için çare olmaktan çıkıp bizzat sorun kaynağına dönüşmüşken hâlâ tek enstrüman gibi kullanılmaya çalışılmasıdır.

Bakın, 23 yılın en yüksek faizini ödüyoruz.

Buna rağmen Merkez Bankası net 20 milyar dolar satışta.

Reel sektörün net döviz açığı bir yılda 110 milyar dolar arttı.

Bireysel döviz hesapları, altın hesapları, döviz fonları…

Vatandaş parasını faizde değil paranın kendisinde saklıyor.

Bu kur-faiz-enflasyon üçgeni tarihte benzeri olmayan bir carry trade ağı yarattı.

Sistemin dışarıdan değil, içeriden döviz talebi üretmesi gibi bir yan etki yarattı.

Altın fiyatlarındaki köpüğün bir kısmı enflasyon beklentisinden değil, bizzat reel faizin aşırılığından besleniyor. Dış ticaret açığı yeniden tetikliyor. Hazine’nin faiz ödemeleri de bütçeyi zorluyor.

Bütün bunlar bize şunu söylüyor:

Faiz belli bir düzeyden sonra ekonomiden yük almaz aksine yük olur. Denge yaratmaz aksine şirazeyi kaydırır.

Sıkı duruşun sınırı vardır; o sınır aşıldığında gelir dağılımını korkunç biçimde bozar.

Bu yüzden başından beri savunduğum görüşümü tekrar ediyorum:

Faizin 2024 Eylül’de inmesi gerekirdi.

Ama bugünkü seviyeler ekonomiyi düzeltmek yerine, gelecekte çok daha ağır bir döviz talebi dalgasının hazırlığını yapıyor!

FED’e gelirsek…

Dünya bu hafta ABD’den çıkacak tek bir cümleyi bekliyor: “Faiz indirimleri ne zaman başlıyor?” FED’in söylemi yumuşarsa dolar gevşer, altın güçlenir, gelişen piyasalara bir miktar nefes gelir. Sıkı duruşu korunursa dolar yeniden tahtını hatırlatır.

Ama her iki senaryoda da Türkiye’nin gerçek sınavı içeride:

Finansal istikrarı sadece faiz silahıyla korumaya çalışmak, özellikle bu kırılgan yapıda uzun süre sürdürülebilir değil.

Ve elbette yılsonuna geldik.

Ücret tartışmaları başka hiçbir başlık kadar toplumsal tansiyonu artırmıyor.

Asgari ücret pazarlığı, memur zammı, emekli düzenlemeleri…

O kadar ilginç ki: Enflasyonun yavaşladığını iddia edenler bile maaş artışının az olmasını savunamıyor. Çünkü herkes biliyor ki fiyat seviyesi artık geri dönmüyor. İnsanların yoksullaşması “geçici bir dalga” değil, yapısal bir kırılma süreci.

Ücret artışları bu yüzden çok gerekli.

Bugün halının altına süpürdüğümüz, kabaca yaptığımız ücret artışı yarın bize dip köşe temizlik olarak geri döner.

Ama yüksek ücret artışı yapılınca da işletmelerin maliyet duvarı yükseliyor, bu da yeni bir fiyat artışı döngüsü yaratıyor diyenlere: Denetleyin, kontrol edin. Nefes aldırmayın!

Ekonomi kendi ritmini bulmuş değil. Faiz politikasının sınırlarına dayandık. Enflasyonun düşüşü beklentilerin düştüğü anlamına gelmiyor.

FED’den gelecek her kelime, bizim içerideki kırılganlığın ne kadar görünür hâle geleceğini belirleyecek.

Ve yılsonu…

Gerçek mesele zam değil, toplumun dayanma kapasitesi.

Ekonomi sadece bir denklem değil; duygularla, beklentilerle ve belirsizliklerle birlikte yürüyen bir canlı organizmadır.

Bu haftanın aynasında gördüğümüz şey, aslında tam da bu: Veriler düzelmiş gibi görünürken, toplumun dokusu hâlâ gergin. Bu gerginlik çözülmeden enflasyon düşmüş sayılmaz.

Faiz indirilmeden yatırım, yatırım gelmeden de istikrar gelmez.

Ve umut olmadan hiçbir iktisadi program çalışmaz.

Dünya dönüyor.

Biz de dönüyoruz.

Ama dönmekle ilerlemek aynı şey değil.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.