Hava Durumu

Hocam kur artacak mı?

Yazının Giriş Tarihi: 16.02.2026 08:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.02.2026 08:06

Geçen hafta bir sanayici dostumla çay içiyoruz.

Konu her zamanki gibi dönüp dolaşıp dövize geldi.

“Hocam,” dedi, “herkes aynı şeyi söylüyor: Kur patlayacakmış. Bir yerden bir şey biriktiriyorlar, sonra bırakacaklar.”

Bu cümleyi ilk defa duymuyorum. Son bir yıldır, belki daha uzun süredir, Türkiye’de en hızlı yayılan ekonomik söylenti bu: “Kur artacakmış.”

Bu cümle artık bir analiz değil; bir ruh haline dönüştü. 100 küsur senelik memleketin sicilinde o kadar çok kur şoku olmuş ki her an olacakmış bir psikolojinin izlerini silmek öyle 20-30 senede pek de mümkün olmuyor. Hele de son yıllarda maziyi hatırlatan ekonomik problemler olunca…

Türkiye’de kur sadece fiyat değildir.

Kur, hafızadır. 90’ları, 2000’lerin başını yaşamış bir ekonomide insanlar grafik okumaz; travma okur! Uzun süre sakin giden kur, toplumun zihninde “fırtına öncesi sessizlik” olarak kodlanır. Bu yüzden söylenti, veriden hızlı yayılır.

Peki gerçekten kurun artmasını gerektiren bir zemin var mı?

Türkiye hâlâ dış finansmana duyarlı bir ekonomi. Küresel likidite sıkılaşır, gelişen ülkelerden para çıkışı başlar, ABD faiz beklentileri yukarı dönerse kur üzerinde öyle şimdiki gibi yönetimin kontrolünde değil, hakikaten reel bir baskı oluşur. Bu bir görüş değil, matematik. Üstelik içeride enflasyon beklentileri yeniden bozulursa, vatandaş ve şirketler refleks olarak dövize yönelir.

Kur artışı bazen sebep değil, sonuçtur; güven zayıflarsa fiyat hızlanır.

Ama burada mesele sadece kur değil.

Türkiye’de her kur tartışması dönüp dolaşıp aynı yere gelir: faiz-enflasyon-kur üçgeni.

Kur yükselirse enflasyon artar.

Enflasyon artarsa faiz yükselir.

Faiz yükselirse büyüme baskılanır.

Büyüme baskılanırsa ekonomi yavaşlar.

Bu zinciri kırmak kolay değil.

Şimdi açık konuşalım: Faizi sevmiyoruz.

Yüksek faiz üretim yapanı zorlar, ticareti yavaşlatır, yatırımı öteler. Reel sektör açısından faiz bir “denge aracı” değil, doğrudan maliyettir. Ve maliyet arttığında fiyat artar. Bu kadar basit.

Ama burada durup şunu sormamız gerekiyor:

Biz gerçekten her kriz anında tek düğmesi faiz olan bir ekonomi olmak zorunda mıyız?

Enflasyon varsa faizi artır. Kur baskı altındaysa faizi artır. Güven zayıflıyorsa faiz artır.

Faiz, bütün sorunların ana ilacı gibi konumlandırılıyor. Bu yaklaşımın teknik bir mantığı vardır; beklentiyi sıkılaştırmak, talebi kısmak, parayı pahalılaştırmak…

Ama mesele sadece teknik değil.

Çünkü faizle mücadele ederken, üretim tarafında oluşan hasarı da görmek gerekir.

Yüksek faiz ortamı, kısa vadede kuru sakinleştirebilir. Ama uzun vadede sermaye yapısını zayıflatır, yatırım iştahını törpüler, finansmana erişimi zorlaştırır.

Sanayici için mesele “kur sabit mi?” değil, “ben üretimi hangi maliyetle finanse edeceğim?” sorusudur.

Kur-faiz-enflasyon üçgeni bu yüzden sadece bir matematik denklemi değildir; aynı zamanda bir tercih meselesidir.

Eğer ekonomi sadece faizle dengelenmeye çalışılırsa, kur geçici olarak tutulabilir ama üretim kapasitesi aşınır.

Eğer faiz baskılanır ama enflasyon kontrol altına alınmazsa, bu kez kur üzerinden tepki gelir. İkilem tam da burada başlıyor.

Benim itirazım şu noktada: Türkiye’nin tek oyun planı faiz olmamalı.

Faizi düşürmek için sadece enflasyonun düşmesini beklemek, ekonomiyi tek şeritli yola mahkûm eder.

Oysa başka bir şerit daha var: finansman modelini çeşitlendirmek.

Katılım finans mesela…

Faizsiz finansman enstrümanları, kâr-zarar ortaklığı, sukuk ihraçları, varlığa dayalı finansman modelleri, proje bazlı katılım yapıları… Bunlar sadece “alternatif” değil, doğru tasarlandığında üretim ekonomisini daha sağlıklı finanse edebilecek araçlardır.

Bugün Türkiye’de finansman yapısının büyük bölümü borçlanmaya dayanıyor. Oysa katılım finans modeli, borç yerine ortaklığı merkeze alır. Risk paylaşımı vardır. Reel varlık bağlantısı vardır. Spekülatif balon üretme ihtimali daha sınırlıdır.

Şu soruyu sormak gerekiyor:

Kur üzerindeki baskıyı azaltmak için neden sadece faize yaslanıyoruz?

Eğer üretimi, ihracatı ve yatırım kapasitesini katılım finans ve benzeri türev araçlarla güçlendirebilirsek, kur üzerindeki kırılganlık da azalır. Çünkü kur baskısı çoğu zaman dış finansman ihtiyacından doğar. Dışa bağımlılık azaldıkça, kur üzerindeki stres de azalır.

Yani mesele sadece “faizi yükseltelim mi düşürelim mi?” değil.

Mesele, finansal mimariyi yeniden tasarlayabilir miyiz?

Elbette burada romantik bir tablo çizmiyorum. Şeffaflık, risk yönetimi, kurumsal altyapı, hukuki güvence… Bunlar olmadan hiçbir model çalışmaz.

Ama Türkiye’nin uzun vadede faiz merkezli bir denge arayışından, üretim ve ortaklık merkezli bir denge arayışına geçmesi gerekiyor.

Tam burada sanayici dostumuz tekrar sordu:

“Hocam, güzel söylüyorsunuz ama bugün sistem faizle dönüyor. Alternatifler yeterince büyük değil.”

Doğru.

Ama ne yapalım? Sistem böyle diye teslim mi olalım? Sistem karşıtı enstrümanları büyütmeyelim mi?

Faiz olmadan ekonomi yürür mü?

Teorik olarak evet, pratikte ancak güçlü bir alternatif finansal ekosistemle mümkün.

Bugün kurun sakin seyretmesinde faiz politikasının payı elbette olabilir. Ama kalıcı istikrarın yolu, faiz değil bu çok net.

Enflasyon düşmeli mi? Evet.

Kur istikrarlı olmalı mı? Evet.

Ama üreterek olmalı! Faizi sevmediğimiz için değil; üretimi sevdiğimiz için olmalı!

Dostumuz son bir hamleyle tekrar söze girdi:

“Tamam, Hocam bunları anladım. Sen bunları bırak da Hocam kurda yukarı yönlü bir şok bekliyor musun?” diye sordu.

Mevcut ekonomi yönetimi olduğu müddetçe beklemiyorum diyerek “istediği, beklediği” cevabı kendisine verdim.

Kur-faiz-enflasyon üçgeni tek bir düğmeyle çözülmez. Eğer bu ülke döngüyü gerçekten kırmak istiyorsa, sadece oranları değil, yapıyı da değiştirmeli!

Aksi halde her birkaç yılda bir aynı cümleyi duyarız:

“Kur artacakmış.”

Ve biz yine ekonominin finansal omurgasını değil de sadece faizi tartışırız!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.