Hava Durumu

Sermaye teşvikle gelir, güvenle kalır

Yazının Giriş Tarihi: 25.05.2026 08:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.05.2026 08:05

Ekonomi her zaman grafik çizgisinden değil ama her daim çarşıdaki esnafın yüzünden okunur. Bazen de bir ekranın ansızın kırmızıya dönmesinde.

Türkiye ekonomisinde son haftadaki fotoğraf da tam olarak böyle bir fotoğraftı. Bir yanda sermayeyi Türkiye’ye çekmeye çalışan yeni teşvik düzenlemeleri, diğer yanda piyasaya “risk” hatırlatan hukukî ve siyasi başlıklar; öte tarafta ise Merkez Bankası’nın kredi büyümesini yeni makroihtiyati adımlarla sıkılaştırması.

Yani hikâye basit değil. Mesele yalnızca “faiz yüksek mi, düşük mü?” meselesi değil. Mesele yalnızca “kur nereye gider?” sorusu da değil.

Mesele şu: Türkiye, sermayeye sadece kârlı bir alan mı vadediyor, yoksa öngörülebilir bir gelecek de sunabiliyor mu?

Cumhurbaşkanımız Sn. Erdoğan’ın hafta içindeki ekonomi açıklamalarında dikkat çekici bir cümle vardı. Ekonominin sadece verilerden, grafiklerden ve rakamlardan ibaret görülmediğini; çarşının, pazarın, esnafın, çiftçinin, sanayicinin anlattıklarıyla fotoğrafın sağlamasının yapıldığını söyledi. Aynı konuşmada “her şeyin güllük gülistanlık olmadığının” farkında olunduğu ve ekonomi yönetiminin piyasanın yaşadığı stresi azaltmak için tedbir aldığı vurgulandı.

Bu cümle, eğer doğru okunursa çok kıymetlidir. Çünkü ekonomi gerçekten de yalnızca veri değildir. Aynı zamanda ekonomi veriden bağımsız bir his dünyası da değildir. Ekonomi, verinin insan davranışına dönüştüğü yerdir.

Enflasyon rakamdır; ama mutfakta psikolojidir.

Faiz teknik göstergedir; ama yatırımcı için gelecek okumasıdır.

Kur seviyesi finansal değişkendir; ama ithalatçı için maliyet, ihracatçı için fiyatlama, vatandaş için güven ölçüsüdür.

Bu nedenle ekonomi yönetiminin asıl başarı sizce nasıl ölçülür diye bana sorarsanız, söyleyeyim:

Veri ile sokak arasındaki mesafeyi kapatabildiği ölçüde başarılıdır!

TBMM Genel Kurul’unda kabul edilen teşvik düzenlemeleri bu açıdan önemli. Pakette kamu alacaklarının 72 aya kadar tecil edilebilmesi, yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için belirli şartlarda 20 yıl gelir vergisi istisnası, nitelikli hizmet merkezlerine yönelik kurumlar vergisi avantajları ve üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlara uygulanacak daha düşük kurumlar vergisi oranı gibi başlıklar yer alıyor.

TBMM metnine göre, son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhı ve vergi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerin Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratlar 20 yıl boyunca gelir vergisinden müstesna olacak; nitelikli hizmet merkezleri için de yurt dışı kaynaklı kazançlarda yüksek oranlı indirim 20 hesap dönemi uygulanabilecek.

İlk bakışta bu tür düzenlemeler “fazla cömert” bulunabilir.

Fakat küresel ekonominin bugünkü gerçeği sermayenin artık sadece ucuz işgücünün ya da büyük iç pazarın peşinden gitmediği aynı zamanda vergi rejimine, hukuka, finansal altyapıya, insan sermayesine, işlem kolaylığına ve çıkış güvenliğine birlikte baktığıdır.

Örnek mi? Çok…

İrlanda’nın uzun yıllardır uyguladığı yüzde 12,5 kurumlar vergisi oranı, teknoloji devlerini ülkeye çeken stratejinin temel unsurlarından biri oldu; İrlanda Gelir İdaresi de ticari kazançlar için kurumlar vergisi oranını yüzde 12,5 olarak tanımlıyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nde nitelikli serbest bölge şirketleri için belirli şartlarda yüzde 0 kurumlar vergisi rejimi korunuyor. Singapur ise yüksek katma değerli faaliyetleri çekmek için vergi teşviklerini, yatırım taahhütleri ve ekonomik katkı şartlarıyla birlikte tasarlıyor.

Demek ki vergi rekabeti dünyada yok sayılabilecek bir alan değil. Ancak burada kritik bir ayrım var. Vergi teşviki kapıyı açar; kurumsal güven ise içeride kalmayı...

Türkiye’nin yeni teşvik paketine bu gözle bakmak gerekir. Eğer bu düzenlemeler Türkiye’yi yalnızca “geçici sermaye park yeri” hâline getirirse, beklenen kalıcı fayda oluşmaz. Ama Türkiye bu teşvikleri nitelikli insan gücü, yüksek katma değerli hizmet ihracatı, finansal merkezleşme, teknoloji transferi ve kurumsal öngörülebilirlikle birleştirebilirse, o zaman teşvikler gerçek bir kalkınma aracına dönüşebilir.

Tam da burada haftanın diğer başlığı devreye giriyor. Siyasi ve hukukî belirsizliklerin piyasadaki karşılığı.

CHP’nin 2023 kurultayına ilişkin verilen “mutlak butlan” kararı sonrası Borsa İstanbul’da sert satış yaşandı. 21 Mayıs 2026’da BIST 100 günü yüzde 6,05 düşüşle 13.163,88 puandan kapattı; bankacılık endeksi yüzde 8,63, holding endeksi yüzde 6,07 geriledi ve endekse bağlı devre kesici sistemi devreye girdi. Reuters da kararın ardından Borsa İstanbul’da işlemlerin durduğunu, devlet tahvillerinde satış görüldüğünü, Türkiye ETF’inin ABD piyasasında sert düştüğünü ve CDS maliyetlerinin yükseldiğini yazdı.

Haaaa… Beklenen de olmadı onu da ifade edelim.

Piyasalar sert tepki verdi ama hızla toparlandı.

Demek ki Butlan kararına ilişkin beklentiler ilk tutuklama döneminde olduğu gibi değil!

Demek ki piyasalar ilk tutuklama sonrası yaşananları da dikkate alarak kimsenin beklemediği bir karar olmasına rağmen etkisi öyle çok aman aman piyasaları sarsmadı demek mümkün.

Asıl mevzu ilk günkü düşüş değil; risk priminin hafızada bıraktığı izdir.

Sermaye bazen unutkan görünür ama aslında çok iyi not tutar.

Haftanın bir diğer önemli başlığı ise Merkez Bankası’nın kredi kanalı üzerinden attığı sıkılaştırıcı adımdı.

TCMB, 23 Mayıs 2026 tarihli duyurusunda kredi büyümesi gelişmelerini dikkate alarak sıkı parasal duruşu desteklemek ve makrofinansal istikrarı güçlendirmek amacıyla sekiz haftalık büyüme sınırlarını düşürdü. İhtiyaç kredilerinde sınır yüzde 4’ten yüzde 3’e, taşıt kredilerinde yüzde 4’ten yüzde 3’e, kredili mevduat hesabı limitlerinde yüzde 2’den yüzde 1’e, KOBİ kredilerinde yüzde 5’ten yüzde 4,5’e, KOBİ dışı işletmelere kullandırılan TL kredilerde ise yüzde 3’ten yüzde 2’ye indirildi.

Bu kararın anlamı açık: Para politikası yalnızca politika faizinden ibaret değil. Faiz indirimi beklentilerinin konuşulduğu bir dönemde bile kredi hacmi fazla hızlı büyüyorsa, Merkez Bankası miktar kısıtlarıyla devreye girebilir.

Eski tabirle “kredi musluğunu kısmak”tır. Daha teknik ifadeyle, talep koşullarını ve döviz talebine dönüşebilecek kredi genişlemesini makroihtiyati araçlarla sınırlamaktır.

Bu hamle özellikle KMH açısından önemlidir. Çünkü kredili mevduat hesabı, hanehalkının en kolay eriştiği ama en pahalı borçlanma kanallarından biridir. Enflasyon yüksekken, gelirler geriden gelirken ve harcamalar öne çekilirken KMH büyümesi yalnızca bankacılık verisi değildir; geçim sıkışmasının finansal gölgesidir.

Bugün tüm bu yaşananlara rağmen Türkiye’de enflasyonla mücadele hâlâ ekonominin merkezindeki en kritik meseledir.

Yani Türkiye’nin işi kolay değil. İçeride yüksek enflasyonla, dışarıda enerji ve jeopolitik şoklarla, içeride kredi büyümesiyle, dışarıda sermaye hareketlerinin oynaklığıyla aynı anda mücadele ediyoruz.

Fakat bütün bu karmaşanın içinde değişmeyen bir ilke var: Güven, ekonominin görünmeyen faizidir.

Bir ülkede güven yüksekse sermaye daha düşük getiriye razı olur. Güven zayıfsa en yüksek faiz bile kalıcı sermayeyi ikna etmeyebilir.

Güven varsa tüketici panikle dövize koşmaz.

Güven varsa şirket stokla değil üretimle düşünür.

Güven varsa banka kredi verirken yalnızca bugünü değil, yarını da okuyabilir.

Güven varsa vatandaş enflasyon beklentisini geçmiş acılara değil, gelecekteki istikrara göre kurar.

Türkiye’nin önündeki temel tercih budur: Teşvikleri sadece sermaye çağırma aracı olarak mı göreceğiz, yoksa onları daha geniş bir güven mimarisinin parçası mı yapacağız?

Yeni teşvik paketi doğru tasarlanır, şeffaf uygulanır ve üretken yatırımlara bağlanırsa Türkiye için bir fırsattır.

TCMB’nin kredi büyümesini sınırlayan adımları, enflasyonla mücadelede gerekli bir fren işlevi görebilir.

Piyasalardan hanehalkına kadar kurumlara duyulan güven korunursa, ekonomi sadece günü kurtarmaz; geleceği de inşa eder.

O yüzden bugünün en büyük ekonomi politikası sorusu şudur:

Türkiye sermayeye sadece kazanç mı vadediyor, yoksa güvenilir bir hikâye de anlatabiliyor mu?

Sermaye teşvikle gelir. Ama güven yoksa bavulunu kapının yanında tutar.

Son söz:

İnsanlar yarının bugünden daha makul olacağına inanırsa yatırım yapar, üretir, işe alır, borçlanır, tasarruf eder, risk alır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.