Piyasalar bazen aynı anda iki ayrı duyguyu yaşatır. Bu hafta da tam olarak bunu gördük.
Bir tarafta Borsa İstanbul’da 14.000 eşiğine dayanmış bir endeks, diğer tarafta yılın ilk ayında açıklanan 214,5 milyar TL’lik bütçe açığı.
Bir tarafta rezervlerde toparlanma çabası, diğer tarafta enflasyon hedef aralığının %15–21 bandında revize edilmesi.
Dünya cephesinde ise FED’in “acele yok” mesajı, ABD’nin %1,4’lük büyümesi ve jeopolitik risklerin petrolü yukarı itme potansiyeli…
Ben bu tabloyu tek cümleyle özetlerim.
Ekonomi frene basıyor ama motor stop etmiyor!
Makro denge bozulduğunda piyasa eninde sonunda kendi disiplinini dayatır. Bu nedenle bütçe açığını görmezden gelemem, ama tek başına bir felaket alarmı da çalmam.
Türkiye son iki yıldır kontrollü bir soğuma sürecine girdi. Reel kesim güven endeksindeki yumuşama ve kapasite kullanım oranındaki hafif gerileme de bunu teyit ediyor.
Bu bir kriz işareti değil!

Ha bir “iç talebi dizginleme çabası” şeklinde yorumlar var; bu yorumlara da “kimin iç talebi” sorusunu sormadan da edemiyorum!
Merkez Bankası’nın 2026 Enflasyon Raporu’nda hedef aralığını %15–21 olarak belirlemesi ve ara hedefi %16 civarında işaret etmesi önemli. Bu, çıpanın tamamen kaymadığını gösteriyor. Rezerv tarafında haftalardır gördüğümüz artış eğilimi ise kurun korunmaya çalışıldığını anlatıyor.
Benim iktisadi bakışım net: Enflasyonla mücadelede güven, faizle sağlanmaz!
Küresel cephede ise tablo daha ince bir dengede. FED’in Ocak tutanakları, faiz indiriminin ötelenebileceğini söylüyor. ABD ekonomisi %1,4 büyümüş; bu güçlü değil ama resesyon da değil. Asıl belirleyici olan, enflasyonun hâlâ hedefin üzerinde seyretmesi.
Petrol fiyatları ise jeopolitik risklerle yukarı eğilimli. ABD-İran hattındaki her gerilim, enerji fiyatları üzerinden gelişmekte olan ülkeleri doğrudan etkiliyor.
Türkiye gibi enerji ithalatçısı bir ekonomi için petrol fiyatındaki her artış, enflasyon beklentisini yukarı iten bir faktör.
Ben küresel tabloyu “yavaş ama kırılgan değil” şeklinde okuyorum.
Risk var ama sistemik panik yok.
Altın ve Gümüş: Güvenli Liman mı, Son Viraj mı?
Altın tarafında dikkat çekici olan şey şu: Fed faiz indirimini öteleme sinyali verse bile ons altın 2.150–2.200 dolar bandında güçlü kalmayı başarıyor.
Bu, altının artık sadece faiz beklentisiyle değil, jeopolitik risk ve küresel borçlulukla da beslendiğini gösteriyor.
Gram altın tarafında ise ons + kur bileşeni nedeniyle geri çekilmeler sınırlı kalıyor.
Türkiye’de altın sadece yatırım aracı değil; aynı zamanda tasarruf kültürünün bir parçası. Bu nedenle fiyat düştüğünde talep geliyor. Teknik olarak ons altında 5000 dolar güçlü destek. 5100 dolar üzeri kalıcılık ise yeni bir ivme yaratabilir.
Ben altını her zaman portföy sigortası olarak gördüm. Ancak sigortanın tamamı olmak zorunda değil.
Eğer dünya ekonomisi kontrollü yavaşlarsa, altın yükselişi zamana yayabilir. Sert bir jeopolitik şok ise ivmeyi hızlandırabilir.
Gümüş daha farklı bir hikâye…
Sanayi metali kimliği nedeniyle küresel büyümeye daha duyarlı. Elektrikli araçlar, güneş panelleri, elektronik üretimi…
2026’da bu alanlarda talep artışı devam ederse gümüş altına göre daha agresif hareket edebilir. Ama volatilite de daha yüksek olur. Bu nedenle gümüş yatırımcısı psikolojik olarak daha dayanıklı olmalı.
Benim yaklaşımım net: Altın temkinli yatırımcının omurgasıdır, gümüş ise fırsat arayanın oyun alanıdır.
Borsa İstanbul: Coşku mu, Seçici İyimserlik mi?
BIST 100’ün 13.800–14.000 bandındaki seyri teknik açıdan kritik. 14.000 üzeri hacimli kalıcılık yeni bir yükseliş dalgası başlatabilir. Ancak bu seviyede soluklanma da normal.
Bankacılık hisseleri hâlâ lokomotif. Yabancı girişleri sınırlı ama pozitif. Sanayi tarafında ise seçici davranmak gerekiyor. Döviz geliri yüksek, borçluluğu kontrol altında şirketler öne çıkıyor.
Borsa bir ülkenin hikâyesini fiyatlar.
Eğer hikâye güvenilir para politikası, kontrollü bütçe ve sürdürülebilir büyüme ise yükseliş kalıcı olur. Aksi halde hareketler kısa vadeli kalır.
Şu an BIST pahalı değil. 13.500 altı geri çekilmeler orta vadeli yatırımcı için fırsat olabilir. 14.500 üzeri ise kâr realizasyonu düşünmek gerekir. Ben kör iyimserlikten yana değilim; seçici iyimserlikten yanayım.
Önümüzdeki Hafta: Beklentiler Sınavı
Veri takvimi yoğun.
Sektörel enflasyon beklentileri, dış ticaret verileri, işgücü istatistikleri ve TCMB rezervleri açıklanacak. Asıl belirleyici olan beklentilerdeki yön.
Eğer enflasyon beklentileri düşüş eğilimini sürdürür ve rezervlerde artış devam ederse, piyasa rahatlar. BIST 14.000 üzerini test edebilir. Gram altın güçlü kalır ama sert sıçrama yapmaz.
Olumsuz senaryoda ise beklentiler bozulur, rezervler gerilerse kur baskısı artar. Bu durumda borsada düzeltme, altında yukarı yönlü hareket görebiliriz.
Ben şu aşamada baz senaryoyu koruyorum: Sert bir kopuş beklemiyorum. Ama veri akışına karşı körleşmek de istemem.
Sonuç: Strateji Kazandırır
2026’nın ilk ayları bana şunu söylüyor:
Bu yıl panik değil, disiplin yılı.
Ne tamamen riskten kaçma zamanı ne de ölçüsüz cesaret dönemi.
Portföyde gram altın %20–25 bandında tutulabilir. Gümüş daha sınırlı oranda düşünülebilir. BIST’te geri çekilmeler fırsat olabilir ama seçici olmak şart.
Ekonomi bir maratondur, sprint değil.
Sabır, veri okuma becerisi ve risk yönetimi kazandırır.
Coşku geçici, denge kalıcıdır.