Hava Durumu

Torbaya karışık piyasa perhizi

Yazının Giriş Tarihi: 27.10.2025 07:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.10.2025 07:58

Haftanın ekonomi gündemi bu yazının başlığı kadar karışıktı…

“Altını” çizerek başlayayım:

Bir yanda TCMB’nin adım boyunu kısaltarak yaptığı 100 baz puanlık indirim ve bunun iletişimi; öte yanda beklentilerdeki yeniden ayarlamalar, altının rekor sonrası soluğu, küresel ticaret gerilimlerinin dalga boyu ve içerde Plan-Bütçe’den geçen torba yasa…

Partisyonun farklı sazları.

Ritim şaşarsa perhiz bozulur; doğru tempoda ise belirsizlik bile piyasayı yönetilebilir.

TCMB cephesinde tablo net: Para Politikası Kurulu politika faizini %40’tan %39,5’e indirerek “temkinli gevşeme, veri bağımlı duruş” mesajı verdi.

Metinde, temel enflasyon eğilimindeki artış, talep koşullarının dezenflasyonist ama yavaşlayan doğası ve gıda fiyatlarının oynaklığı birlikte anıldı. Bu noktada “Mersin’e ve tersine” paradoksuna da not düşmek gerekir: İndirim varsa ikna edici gerekçe; gerekçe buysa daha sıkı bir iletişim… Kısacası metin-eylem tutarlılığı sınanıyor. Piyasa tarafında liranın anlamlı tepki vermemesi, en azından şok üretmeme hedefinin tuttuğunu gösterdi.

Fakat asıl soru şu: Adım küçültme, kur ve beklenti kanalı üzerinden dezenflasyonun ritmini bozmadan ilerlemeye yeter mi, yoksa Ekim/Kasım verilerine göre kısa bir “duraklama” mı gerekecek?

Beklentilerdeki yeni resim de kararın etrafını çerçeveliyor: Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yılsonu TÜFE %31,7 civarına, 12 ay sonrası %23’ün biraz üstüne, 24 ay sonrası ise %17,3-%17,4 bandına taşındı. Orta Vadeli Program’daki patika (2025: %28,5; 2026: %16) ile yan yana koyunca, politika yapıcılar için alan var ama hız için yok.

IMF’in WEO güncellemesi de küresel büyümede “yavaş ama yaygın” bir yumuşamaya işaret ediyor. Bu yüzden TCMB’nin önündeki optimal rota, şimdilik “güvercin adım + şahin omuz”: hızlanmadan, metin-eylem tutarlılığını yüksek tutarak ilerlemek.

“Yüksek faizin tahribatı” meselesini de görmezden gelemeyiz. Sanayinin nabzı hassas; özellikle emek yoğun sektörlerde (tekstil/konfeksiyon gibi) iç talebin soğuması ile finansman maliyetinin ağırlığı birleşince kırılganlık artıyor. Ücret-kur-faiz üçgeninin en çok sarstığı bu alanlarda kapanan dükkânlar, taşınan tesisler, üretim ve istihdamda kaymalar konuşuluyor.

O nedenle faiz tartışmasını tek parametreye indirgemek hatalı: Kur rejimi, dış pazarlar, verimlilik ve istihdam politikaları eşlik etmezse yara izleri kalıcılaşır.

Küresel rüzgârlara gelince…

ABD-Çin hattında tarifeler ve teknoloji kısıtlarına dair masaya dönen görüşmeler, kısa vadede risk iştahını destekledi; bu da güvenli liman talebini dönemsel olarak zayıflattı. Ons altın, rekor bölgeyi yokladıktan sonra sert gün içi satışlarla 4.000 dolar çevresini test etti. Bu tip epizotlar trendi bitirmez ama ritmi değiştirir: Momentumun soluklandığı yerlerde teknik sahanlıklar görünür hâle gelir.

Benim defterimde altının hikâyesi hâlâ üçayak üzerinde yürüyor: reel getiri (özellikle ABD 10 yıllık TIPS), dolar endeksi (DXY) ve kurumsal talep (merkez bankaları + ETF akımları). Son üç yılda merkez bankalarının net alıcı kalması ve yaz sonu ETF girişlerinin canlanması, orta-uzunda tabanı besliyor; kısa vadede ise “ticaret barışı” söylentileri ve Fed tonlaması üst bantta direnç yaratıyor. Bu nedenle taktikte hâlâ kademeli yaklaşım; stratejide “sigortayı iptal değil, teminatı ayarlama” diyorum. Rekor sonrası gerilemenin “virgül mü, nokta mı” olduğunu belirleyecek olan, TIPS ve DXY’nin eşzamanlı yönü.

Altın özelinde yerli yatırımcının merak ettiği seviyelere de bir not düşeyim. Rekor denemelerinin ardından ons 4.000 çevresine çekildi; gram tarafında kurun ritmi nedeniyle geri çekilmeler küresele kıyasla sığ kalabiliyor. Gram = ons × USD/TRY matematiği basit, fakat sonucu çarpan etkisiyle farklı: Kur yüksek ritimde kaldıkça, küresel diplerin TL’ye birebir yansımasını beklemek gerçekçi değil. O yüzden Türkiye’de doğru strateji “tek atış” değil, kademeli pozisyon yönetimi.

İçeride torba yasa dosyası…

23 Ekim 2025'te kabul edilen bu 36 maddelik vergi paketi, adeta bir “sürpriz paketi” gibi hayatımıza dokunuyor. Hükümetin “kayıt dışılıkla mücadele ve vergi adaleti” şeklinde ifade ettiği bu teklif, vergi, harç ve primlerde değişiklikler getirerek cebimizi doğrudan etkileyecek.

Orta halli bir vatandaş için bu, hem yük hem de bazı rahatlama vaat ediyor.

Öncelikle, yasanın genel amacı: Vergi kaçakçılığını önlemek, gelirleri artırmak ve mali disiplini sağlamak. Kira gelirlerinden tapu işlemlerine, araç satışından emekliliğe kadar geniş bir yelpazede düzenleme var.

Ama en çok konuşulanı, harç ve vergi artışları. Mesela, mesken kira gelirlerindeki genel istisna kalkıyor – sadece emekliler, dul ve yetimler için korunuyor. Bu, evini kiraya verenleri düşündürüyor; eskiden yıllık 33 bin TL'ye kadar vergisizdi, şimdi beyan zorunluluğu artacak ve cebinden fazladan para çıkacak. Kayıt dışılığı azaltmak güzel ama kiracı- ev sahibi ilişkisini de geriyor, değil mi?

İkinci el araç satışlarında noter harcı istisnası kalkıyor, sıfır araç tescilinde nispi harç getiriliyor – satış bedeli üzerinden hesaplanacak. Düşünün, araba al-sat yapan biriyseniz, her işlemde ekstra masraf. Yeni bir ev veya araç hayalini biraz daha zorlaştırıyor. Öte yandan, gerçeğe aykırı beyanlara caydırıcılık getiriyor ki bu adil bir adım.

Sağlık ve eğitim tarafında da yenilikler var. Özel hastaneler, veteriner klinikleri gibi yerlere yıllık harç geliyor.

Vakıf üniversitelerinde öğrenci ücretleri, TÜFE-ÜFE ortalamasına göre güncellenecek – yani zamlar daha şeffaf olacak.

Emeklilik ve SGK'da ise karışık duygular var. Bireysel Emeklilik Sistemi'nde (BES) devlet katkısı oranı Cumhurbaşkanı'na bırakıldı. Yüzde 50'ye kadar çıkabilir veya sıfırlanabilir.

SGK primlerinde ise borçlanma oranı yüzde 45'e çıkıyor, üst sınır asgari ücretin 9 katına yükseliyor.

Bağkurlular için prim indirimi vaadi var ama genel olarak prim desteği kalkıyor. Esnaf arkadaşlarım bunu pek sevinçle karşılamıyor.

Bir de torbada tapu harcı meselesi var ki bunu da yıllardır tartışıyorduk. Detaylıca izah edeyim. Zira bu kısım özellikle ev alıp satanlar için tam bir baş belası olabilir.

Yıllardır rayiç bedel üzerinden “ucuz beyan” diye bir şey çalışıyor ama şimdi hükümet “yeter, gerçek bedeli söyleyin” diyor ve cezayı katlıyor.

Gelin, bunu somut bir örnekle açayım ki kafamızda net otursun.

Öncelikle her ne kadar ülkemizde “çoğunlukla teamül gereği alan kişi tamamını ödese de”; temel kuralı hatırlayalım: Tapu harcını alıcı ve satıcı her biri binde 20 (yani %2) öder, toplam binde 40 (%4). Bu harç, evin “beyan edilen satış bedeli" üzerinden hesaplanır. Ama bir süredir kural var: Bu bedel, evin “emlak vergisi değeri”nden düşük olamaz. Yani belediyenin belirlediği o değer (ki genelde piyasa fiyatından düşük kalır) alt sınır.

Eskiden beyan düşükse, harç emlak değeri üzerinden alınırdı ama gerçek bedel daha yüksekse ve yakalanırsan, fark üzerinden ek harç + ceza öderdin. Ceza neydi? Vergi ziyaı cezası olarak farkın %25'i kadar.

Şimdi torba yasayla (23 Ekim 2025'te komisyonda kabul edilen o 36 maddelik paketle) ne değişiyor? Ceza bir kat artıyor: Artık fark üzerinden hesaplanan ek harcın tam %100'ü kadar vergi ziyaı cezası kesiliyor!

Amaç? Kayıt dışılığı önlemek, vergi kaçakçılığını bitirmek. Güzel hedef ama orta halli aileler için ev satarken “acaba ne beyan etsem?” stresi artacak. Üstelik bu, Harçlar Kanunu'nun 63. maddesindeki metin farklarını da gidererek kuralı netleştiriyor; eskiden yorum farkları yüzünden davalar çıkıyordu.

Diyelim ki 8.000.000 TL'ye gerçek değeriyle bir daire satıyorsunuz (piyasa fiyatı bu). Ama emlak vergisi değeri belediyede 2.000.000 TL olarak kaydedilmiş – tipik bir durum, değerler güncellenmeyince böyle oluyor. Siz tapuda “masrafı düşüreyim” diye 2.000.000 TL beyan ediyorsunuz. Toplam harç %4 x 2.000.000 = 80.000 TL, yarısını siz yarısını alıcı ödüyor. Sonra ne oluyor? Vergi dairesi (belki alıcının beyanından, belki rastgele denetimden) bir inceleme yapıyor ve gerçek satış bedelinin 8.000.000 TL olduğunu tespit ediyor. İşte burada torba yasa devreye giriyor: Beyan ile gerçek bedel arasındaki fark 6.000.000 TL (8.000.000 - 2.000.000, çünkü alt sınır emlak değeri). Bu fark üzerinden ek harç hesaplanıyor: 6.000.000 x %4 = 240.000 TL. Eskiden buna %25 ceza eklenirdi (60.000 TL), toplam 300.000 TL ekstra öderdiniz.

Ama yeni yasayla? Ceza %100'e çıkıyor: 240.000 TL ek harç + 240.000 TL ceza = 480.000 TL!

Düşünün, enflasyon varken bir de bu... Benim gibi kirada oturan biri için bile, ileride ev satsam bu riski hesaplamak zorunda kalacağım.

Bu değişiklik, 2025 sonu itibarıyla yürürlüğe girecek ve sadece yeni işlemleri kapsayacak – eskiden yapılmış satışlar etkilenmeyecek.

Peki genel olarak nasıl etkileneceğiz?

Vergi yükü artıyor, özellikle orta gelirli kesimde. Tahmini olarak, tapu-noter masrafları yüzde 20-30 artabilir, kira vergisi beyanları çoğalacak.

Pozitif yanı kayıt dışı ekonomi azalır, adalet sağlanır; belki uzun vadede hizmetler iyileşir.

Negatif yanı ise enflasyonla boğuşurken ekstra yük oluşturması.

Sonuçta, bu torba yasa “herkese dokunan” bir paket. Meclis Genel Kurulu'na gelince daha da tartışılacak, umarım revizyonlar gelir.

Görüntünün tamamını bağlarken beş kısa cümle:

TCMB’nin 100 bp’lik ekim indirimi, iletişimi tartışmalı ama piyasa açısından şok üretmeyen bir “temkinli yavaşlama”.

Beklentiler yukarı, küresel büyüme aşağı revize olurken para politikasının hızı doğal olarak düşüyor.

Altında görülen son düşüş, trend kırılması değil; güvenli liman priminin, jeopolitik/ticari tansiyon düşüşü ve Fed tonlamasıyla bir kısmını geri vermesi.

Torba yasa; geçici vergi, fon stopajı, SGK tavanı ve harçlar üzerinden nakit akışı ve maliyet setini değiştiriyor—simülasyon şart.

2026 bütçe, mali-parasal eşgüdümün gerçek sınavı olacak.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.