Sahadaki oyuncu aynı.
Antrenör aynı.
Değişen sadece başkan.
Ortaya başka bir takım çıkıyor.
Kaybeden değil kazanan bir takıma dönüşüyor.
Liderle arasındaki farkı eritiyor.
Sıkı Fenerbahçeliler bu tabloyu bir kehanete bağlıyor.
Kimi “kısmet meselesi” diyor.
Kimi, “Ali Koç döneminin talihsizliği üzerimizden kalktı” diye yorumluyor.
Ali Koç’un başkanlığı sona erdi, Sadettin Saran'la başka bir Fenerbahçe ortaya çıktı.
Fark nerede?
Aslında cevap çok uzaklarda değil: Yöntem.
Ali Koç döneminde açıklamalar hep bir gerilimle örülüydü.
Sürekli bir şikâyet dili, sürekli bir tartışma atmosferi…
Sadettin Saran ise başka bir defter açtı.
Türkü söylüyor, taraftarla şakalaşıyor, medyanın karşısına sakin çıkıyor.
Gerektiğinde konuşuyor ama ateşi değil, suyu taşıyor.
Gerilimden uzak duruyor, kriz yerine enerji üretiyor.
Fenerbahçe’nin ihtiyacı belki de tam olarak buydu.
Yeni başkanla atmosfer değişti, takım nefes aldı.
Bu hava Fenerbahçe’ye yıllardır hasret kaldığı şampiyonluğu getirir mi?
Bu, Fenerbahçe’den çok rakiplerine bağlı.
Özellikle de Osimhen’li Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi temposuna.
Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki yolculuğu, kat edeceği yol; lig yarışının dengesini de değiştirebilir.
Ama bir gerçek var:
Saran yönetimindeki Fenerbahçe böyle devam ederse, sahaya sadece futbol değil yönetimsel bir fark da koyacak gibi duruyor.
Elbette bunun için tek bir koşul var:
Sonuç odaklı düşünmeden, istikrarlı şekilde aynı yöntemde ısrar etmek.
Fenerbahçe yıllardır aradığı huzuru bulmuş olabilir.
Belki de bu büyük kulübün asıl ilacı, gürültü değil, sakinlikti.
Ve bazen…
Bir takımın kazanmaya başlaması için sadece bir gol değil, bir başkan değişikliği yeter.
Büyük takımlardan daha küçük ölçekli takımlara kadar aslında her şey içinde bulunduğun toplumun, topluluğun hassasiyetlerini algılayabilmek ve onların haklarına kendi hakkın kadar sahip çıkmakla ilgili…
“Benim” demenin ötesinde bir durum söz konusu çünkü…
Bir takımın başkanı olmak, o takımın sahibi olmak anlamına gelmiyor.