İnanılmaz gibi duruyor ama değil.
Yaşandı, hem de Bursa’da…
Ders almayan, sınır tanımayan, öfkesini frenleyemeyen bir toplumsal hâlin içindeyiz.
Mesele yalnızca trafikte bir sürücünün diğerine saldırması değil.
Bir anlık yol verme tartışması da…
Erkek sürücünün, direksiyon başında bir kadın olduğunu fark edince aracın üzerine yürümesini de bir kenara koyun.
Bu, çok daha derin bir mesele.
Kuralları değil gücünü referans alan bir zihniyetle karşı karşıyayız.
“Haklı mıyım” diye sormadan, “Bunu yapabilir” diye düşünen bir pervasızlık…
Toplumsal sözleşmenin, hukukun, en temel insani sınırların hiçe sayıldığı bir hâl.
Bursa’da Osmangazi Belediye Meclis Üyesi Özlem Bodur’un yaşadıkları bu gerçeği bir kez daha yüzümüze çarptı.
Saldırı altında bile soğukkanlılığını koruyarak yaşananları kayda alması, yalnızca kişisel bir refleks değil; aynı zamanda toplumsal hafızaya bırakılmış bir nottur.
“Bakın” diyor adeta, “mesele bir anlık sinir değil; bu bir davranış biçimi.”
Burada önemli olan, olayın kimliğinden çok sembolüdür.
Kadın ya da erkek olması değil; kamu görevlisi olması ya da olmaması da değil.
Bu saldırılar, toplumun her kesimini hedef alıyor.
Bugün belediye meclis üyesi, yarın herhangi bir yurttaş…
Direksiyon başındaki herkes potansiyel hedef.
En tehlikelisi şu:
Bu tür saldırganlıklar cezasızlık duygusuyla besleniyor.
“Bir şey olmaz” rahatlığı, “nasıl olsa kurtulurum” pervasızlığı…
O yüzden ders olmuyor.
O yüzden tekrar ediyor.
O yüzden her seferinde “yine mi” diyoruz.
Oysa trafikteki öfke, hayatın tamamına sirayet etmiş bir sabırsızlığın yansıması.
Empati eksikliği, ötekinin varlığını kabullenememe, güç gösterisini meşru sanma…
Bunlar yalnızca direksiyon başında ortaya çıkmıyor; okulda, sokakta, iş yerinde de karşımıza çıkıyor.
Özlem Bodur’un soğukkanlılığı bu yüzden önemli.
Çünkü anlık reflekse teslim olmadan, yaşananı görünür kılıyor.
Belki de tam olarak ihtiyacımız olan bu: Görmek, göstermek ve unutmamak.
Kurallar sadece kitaplarda yazdığı için değil, birlikte yaşayabilmek için var.
Güç, bağırmakta değil; kendini tutabilmekte.
Cesaret, saldırmakta değil; sakin kalabilmekte.
Unutmayalım:
Bugün görmezden gelinen her pervasızlık, yarının normaline dönüşüyor.