Türkiye'nin dört bir yanında bugün büyük bir heyecan yaşanıyor.
Liselere Geçiş Sınavı’na (LGS) 1 milyon 22 bin 658 öğrenci giriyor.
Ancak sınava giren sadece çocuklar değil.
Anne-babalar, öğretmenler, hatta aile büyükleri de bu heyecanın bir parçası oluyor.
Hakkâri’deki bir öğrenci de Bursa’daki bir öğrenci de aynı sorulara yanıt arayacak.
Türkiye’nin 81 ilinde gerçekleştirilen sınavda devlet okullarından da özel okullardan da öğrenciler ter dökecek.
Kağıt üzerinde herkes aynı sınava giriyor gibi görünse de gerçekte şartların ne kadar eşit olduğu ortada…
Bir tarafta özel dersler, kurslar ve geniş eğitim imkânlarıyla hazırlanan öğrenciler bulunurken, diğer tarafta sınırlı imkânlarla başarı mücadelesi veren çocuklar var.
Bu nedenle bugün sadece bilgi değil, aynı zamanda fırsat eşitsizliklerinin de sınandığı bir gün.
Sınava giren öğrencilerin arasında hedefini çoktan belirlemiş olanlar da bulunuyor, ailesinin isteğiyle sınava girenler de.
Kimileri hayalindeki okul için mücadele edecek, kimileri ise sadece bu deneyimi yaşamak amacıyla sıralara oturacak.
Ancak özellikle dezavantajlı koşullardan gelen çocuklar için sınav, çoğu zaman bir umut kapısı anlamına geliyor.
Belki de bu nedenle bazı aileler bugün sonuçlardan çok bir mucize bekliyor.
Oysa eğitim sisteminin temel amacı çocukları bir sınavın sonucuna mahkûm etmek değil, her çocuğa eşit fırsatlar sunabilmek olmalı.
Başarının yalnızca birkaç saatlik bir sınavla ölçülmediği, imkânların çocukların kaderini belirlemediği bir eğitim düzeni, toplumun ortak hedefi olmalı.
Bugün milyonlarca insanın gözü sınav salonlarından gelecek haberlere çevrilecek.
Sınav bittikten sonra konuşulması gereken asıl konu, çocukların aynı başlangıç çizgisinde olup olmadığıdır.
Çünkü gerçek yarış, soru kitapçıklarında değil; fırsat eşitliğinde kazanılır.