Kosova engelini aşarak 24 yıl sonra Dünya Kupası yolunu açan A Milli Takım, uzun bir aranın ardından yeniden büyük sahnede…
14-20-26 Haziran ayında Amerika, Avustralya ve Paraguay ile oynanacak üç kritik maç ise bu hikâyenin kaderini belirleyecek.
Romanya maçı kadar etkili olamasa da Kosova'yı aşıp hedefine ulaşan Milli Takım’ın sahadaki oyuncuları kadar öne çıkan bir ismi daha var.
Vincenzo Montella.
Onu sadece teknik direktör olarak tanımlamak eksik bırakır.
Çünkü Montella’nın hikâyesi, taktik tahtasının çok ötesinde duruyor.
Romanya maçının aksine Kosova maçında aynı seviyede oynamasa da sonuç almayı bilen bir takım izledik.
Bu, aslında büyük turnuvaların en kritik eşiğidir: iyi oynamadığın gün kazanabilmek.
Mental dönüşüm, büyük ölçüde teknik adamın karakterinden izler taşır.
Montella’nın takıma aşıladığı en önemli unsur da tam olarak bu: oyuna sadakat ama sonuca odaklılık.
Montella’yı farklı kılan sadece saha içi tercihleri değil.
Onun Türkiye ile kurduğu bağ, alışılmış yabancı teknik direktör profilinin çok ötesinde.
Kimi zaman bir Türk gibi sevinmesi, kimi zaman bir taraftar gibi üzülmesi, hatta açıklamalarında kullandığı dil ve yaklaşım…
Bunların hiçbiri “görev gereği” yapılmış gibi durmuyor.
Daha çok, bu ülkeye gerçekten ait hissetmenin bir sonucu gibi.
Futbol tarihimizde yabancı teknik direktörler hep tartışılmıştır.
Kimisi mesafeli bulunmuş, kimisi kültürü anlayamamış, kimisi de kısa sürede kopmuştur.
Montella ise farklı bir yerde duruyor.
O, sadece başarıyı getiren bir teknik adam değil; o başarıyı bu toprakların ruhuyla harmanlayan biri.
Belki de bu yüzden “bizden biri gibi” değil, doğrudan “bizden” gibi hissediliyor.
Önümüzdeki üç maç, yalnızca bir turnuvanın kaderini değil, aynı zamanda bu birlikteliğin ne kadar ileri gidebileceğini de gösterecek.
Amerika, Avustralya ve Paraguay karşısında alınacak sonuçlar elbette önemli.
Ama daha da önemlisi, sahada görülecek kimlik.
Çünkü bu takım artık sadece kazanmak için değil, bir hikâyeyi tamamlamak için de sahaya çıkacak.
Bu hikâyenin merkezinde, kendini bu ülkeye ait hisseden bir İtalyan var.
Futbolun en güzel tarafı belki de bu: sınırları aşan aidiyetler.