“Su şehrinde barajlar kurudu” başlığıyla verilen bir haberi okuyan birinin aklına Bursa gelir mi?
Su ve Bursa…
Asla birbirine küs düşmeyecek bir yerdeyken bugün “Bursa sudan ibarettir” diyen Evliya Çelebi’yi huzursuz edecek notlara geldi.
Birkaç gündür yağan yağmurlar kupkuru hale gelmiş Nilüfer Barajı’nın toprağını sadece ıslatmaya yeter.
Doğancı Barajı’nın yüzeyine tutunan bir parça suya sadece serinlik verir.
Uludağ'ın doğal yapısını korunmadıkça, yer altı sularını hortumlayan boyahaneler, su fabrikaları var oldukça, çok su kullanan sanayi tesisleri azalmadıkça, nüfus durmayacak, Bursa her yıl bu ve buna benzer sorunlar yaşamaya devam edecektir.
Yani, yaşadığımız köye, mahalleye, ilçeye, şehre sahip çıkmazsak bedelini yine kendimiz öderiz.
Seçtik, oldu işte mantığıyla yaşadığımız yerleri muhtarlara, belediye başkanlarına, milletvekillerine emanet edip, kulağımızın üstüne yatarsak, işte böyle sorunlarla karşı karşıya kalırız.
Gözümüz hep bizi yönetenlerde olmalı.
Bunu yapmadığımız sürece yaşadığımız bu güzel coğrafyanın altına dinamit koymaya devam ederiz.
Bursa Artvin Çevre Platformu gibi, DOĞADER gibi, Bursa Su Kolektifi gibi çevreye duyarlı yapılara destek olunmadıkça sorunlar çözümsüz kalmaya hatta artmaya devam eder.
Üniversiteler en azından çevre konusunda duyarlı hale gelmeli.
Bilim, yanlışa çare, bilinmeze bir cevap ise en çok da onların ses vermesi gerekmez mi?
Aylardır yaşadığımız su kâbusunun altında elbette küresel ısınmanın payı var ama tek başına küresel ısınmayla açıklanmayacak kadar derin sorunlar olduğu da açık.
Bursa Artvin Çevre Platformu Sözcüsü Ahmet Orhan adıyla gelen açıklama işte bu yönüyle dikkat çekiyor.
“Su, Hayattır – Satılamaz” deniliyor.
“Bursa’da yaşanan su kesintilerini sadece küresel ısınma ya da mevsimsel kuraklıkla açıklamak, gerçeğin sadece bir parçasını göstermektir” deniliyor.
“Elbette iklim krizi su kaynaklarını etkiliyor, ama esas mesele doğal kaynakların plansız, kontrolsüz ve rant uğruna yağmalanmasıdır.
Bugün Uludağ'ın eteklerinde, yüzyıllardır Bursa’nın can damarı olan su kaynakları, borularla doğrudan 19 adet su fabrikasına taşınıyor.
Bu kaynaklar, halkın musluğuna değil, damacana dolum hatlarına akıyor.
Şirketler bu suları paketleyip pazarlarken, halk günlerce susuzlukla sınanıyor.
Unutulmamalı ki:
Su yaşamdır, su haktır, su ticarileştirilemez.
Doğayı, suyu metalaştıran bu sistem; halkın en temel hakkı olan temiz, erişilebilir suya ulaşımını gasp etmektedir” deniliyor.
Bursa Artvin Çevre Platformu olarak şu soruları soruyorlar:
“Kamuya ait olan bu kaynaklar kimlerin kontrolünde?
Su kesintilerinden bu su fabrikaları ne kadar etkileniyor?
Susuz kalan halk mı, yoksa üretimi kesilmeyen fabrikalar mı öncelikli?”