Uzaktan bakanlar Bursa’nın denize açılan yanını pek bilmez.
Gemlik’i bilir, Kumla’yı bilir, Mudanya’yı bilir ama denizi olan Bursa’yı bilmez.
Bursalı da “deniz kıyısı şehir” kavramını çok sahiplenmez.
Oysa Mudanya ile Bursa iç içe…
Yoğun trafik harici zamanlarda Mudanya sahiline ulaşmak 15, bilemedin 20 dakika.
Bu kadar yakın bir deniz varken Bursa neden denizle anılmaz?
Belki zihnimizdeki Bursa imgesi hâlâ Uludağ’ın eteklerinde, tarihî çarşılarda, sanayi bölgelerinde.
Deniz, sanki şehrin “eklentisi” gibi duruyor.
Gemlik’ten Mudanya'ya uzanan hat; yalnızca yazlıkçıların, hafta sonu kaçamaklarının değil, Bursa’nın kimliğinin de bir parçası.
Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in Gemlik ziyaretiyle güncellenen sahil düzenleme projesi bu soruyu yeniden sordurdu:
Bursa bir gün deniziyle de anılır mı?
Gemlik’te toplam 47 bin metrekarelik alanda gerçekleştirilecek düzenleme; 15 bin 800 metrekare yürüyüş yolu, 4 bin 500 metrekare bisiklet yolu, 7 bin 200 metrekare yeşil alan ve 14 bin 900 metrekarelik yol bakım çalışmasını kapsıyor.
Yeni spor alanları yapılacak, 850 metrekarelik basketbol sahası yenilenecek.
Bu çalışmalar deniz kıyısını sadece yazın gidilen bir serinleme noktası olmaktan çıkarıp, yılın 12 ayı yaşayan bir kamusal mekâna dönüştürebilir mi?
Yürüyüş yolları demek; sabah sporunu deniz kenarında yapan Bursalı demek.
Bisiklet yolu demek; sahili sadece seyretmeyen, kullanan şehir demek.
Yeşil alan demek; denizle toprağın, betonla değil ağaçla buluşması demek.
Bursa’nın denizle anılmamasının nedeni belki de fiziksel uzaklık değil, psikolojik mesafedir.
Deniz hep “Mudanya’da”, “Gemlik’te” kaldı.
Oysa büyükşehir sınırları içinde bir deniz varsa, o deniz şehrin kimliğinin parçasıdır.
Bursa sanayi şehri olabilir.
Tarih şehri olabilir.
Kış turizmi şehri olabilir.
Ama aynı zamanda bir deniz şehridir.
Gemlik’te başlayan sahili Mudanya üzerinden kesintisiz bir şekilde Karacabey’e kadar uzanır.
Oradan da Bandırma’ya kadar devam eder.
Büyükşehir Belediyesi’nin Gemlik’te yapmayı planladığı sahil düzenlemesi eğer ulaşımla desteklenir, sahil hattı kesintisiz bir yaşam koridoruna dönüştürülür, deniz kenti bilinci kültürel etkinliklerle desteklenirse; o zaman deniz Bursa’ya bir mesafe daha yaklaşmış olur.
Belki o zaman Anadolu'da yaşayan biri “Bursa” dendiğinde sadece Uludağ'ı değil, deniz kıyısında yürüyen insanları da hayal eder.
Çünkü burada mesele denizin varlığı değil; denizin şehir tarafından sahiplenilmesi.
Bursa, Uludağ’a yaslanmaktan önündeki denizi göremez olmuş.