Göllere, ovalara, ormanlara sırt dönmenin bedelini artık hep birlikte ödüyoruz.
Bir zamanlar, “Susuzluk her yerde olur ama Bursa’da asla olmaz” diyorduk.
Oldu.
Bursa, kendi ellerimizle çölün eşiğine getirdiğimiz bir şehir oldu.
Dağını, taşını, gölünü, ormanını, suyunu ve ovasını korumayan bir kentin sonu buydu.
Şimdi barajlardaki o düşen doluluk oranları bir mesaj veriyorsa ne ala…
Ama hâlâ anlamıyorsak, yapılacak çok şey de kalmadı demektir.
Bakın, can çekişen İznik Gölü için CHP Orhangazi İlçe Başkanı Berna İl haykırıyor.
Gölün suyuna göz dikenlere, “Cebinizi gölümüzün suyuyla doldurmaktan vazgeçin” diye meydan okuyor.
İznik Gölü’nün sanayicilerin değil, bu topraklarda yaşayanların hakkı olduğunu açıkça dile getiriyor.
“Bu göl sanayinin sermayesi değil; balıkların yatağı, kentimizin ruhudur.
Zeytin ağaçlarının besinidir.
Bu göl binlerce yıl Orhangazililerindir, İzniklilerindir.
Gölyaka’nın, Sölöz’ün, Keramit’in, Müşküle’nindir.
Bu göl çiftçinindir, köylünündür, yurttaşındır.
Gölümüze göz dikenlere bu gölün sevdalıları adına sesleniyorum.
Gölümüzü hortumlamaktan vazgeçin.
Tüm ağababalara, görevine yapmayan bürokratlara, siyasetçilere sesleniyorum.
Hodri meydan.
Elinizi çekin gölümüzden” diyor.
İznikli, Orhangazili…
Bursa’da yaşayan herkes…
Eğer Berna İl’in bu sesini duyarsa, aynı hassasiyeti gösterirse, İznik Gölü geleceğe nefes olmaya devam edebilir.
Çünkü gölden ekmek yiyen göle sırtını dönmezse; ne İznik kaybeder, ne Orhangazi, ne de Bursa.
Kısacası; suya sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır.
Bursa bu gerçeği ne kadar erken anlarsa, o kadar çok şey kazanır.