Hava Durumu

Güç oyununun faturasını kim ödüyor?

Yazının Giriş Tarihi: 08.05.2026 07:55
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.05.2026 07:55

Uluslararası ilişkilerde hep bir dengeden söz edilir.

Satranç tahtasına benzetilir.

Akıl, strateji ve sabır gerektirir denir.

Oysa bugün baktığımızda, bu tahtada hamle yapan bazı aktörlerin oyunu kurallarıyla değil, anlık reflekslerle oynadığı görülüyor.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Donald Trump döneminde şekillenen ve etkileri hâlâ süren dış politika yaklaşımı.

Trump’ın “İran kabul ederse operasyon biter, etmezse daha ağır bombardıman başlar” yaklaşımı, diplomasinin ne kadar kırılgan bir zemine oturduğunu açıkça gösteriyor.

Burada mesele yalnızca İran değil; mesele, bir ülkenin kaderinin tehdit diliyle belirlenmeye çalışılırken, bu olaya uzakta kalanların bile etkileniyor olması.

Üstelik bu tehditlerin merkezinde sadece askeri güç değil, aynı zamanda küresel ekonominin can damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı da bulunuyor.

Hürmüz Boğazı’nın “herkese açık hale gelmesi” söylemi ilk bakışta küresel ticaret adına olumlu gibi sunulabilir.

Ancak bu durumun bir “abluka” ve askeri baskı sonucu gerçekleşecek olması, gerçekte barış değil, zorla tesis edilen bir düzen anlamına gelir.

Bu da sürdürülebilir gözükmüyor.

Tarih bize defalarca gösterdi:

Baskıyla kurulan dengeler, ilk büyük sarsıntıda yıkılır.

Burada üstünde durulması gereken bu güç oyunlarının faturasını kimin ödediğidir.

Ne Washington’daki karar vericiler ne de Tahran’daki yöneticiler bu bedeli doğrudan hisseder.

Bedel; geçim derdindeki, savaşı değil ekmeğini düşünen, ne politikada ne de stratejide söz sahibi olan milyonlarca insana kesilir.

Yani olan, her zaman olduğu gibi “gariban halka” olur.

Bugün gelinen noktada, sadece İran’a dost olan ülkeler değil, karşısında duranlar da zarar görüyor.

Çünkü küresel sistem birbirine bağlı; enerji fiyatlarından ticaret yollarına, güvenlikten göç hareketlerine kadar her şey bu gerilimlerden etkileniyor.

Bir liderin tutarsız açıklamaları, zincirleme bir reaksiyonla dünyanın dört bir yanında ekonomik ve insani krizlere dönüşebiliyor.

Bu yüzden mesele artık yalnızca bir ülkenin iç politikası ya da iki devlet arasındaki gerilim değil.

Bu, küresel sorumluluk meselesi.

Kendini “gelişmiş”, “demokratik” ya da “insan hakları savunucusu” olarak tanımlayan ülkeler, bu tür politikaların sonuçlarına seyirci kaldığı sürece kendi savundukları değerleri de yitirecekler.

BM’nin de önemi kalmayacak diğerlerinin de…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.