Futbol bazen sadece futbol değildir.
Bir galibiyet, bir beraberlik ya da bir teknik direktörün sözleri; toplumun ruh haline, bir milletin özgüvenine, hatta kimlik bilincine dokunur.
Qarabağ’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısı, sadece bir spor başarısı değil.
Azerbaycan için bu zafer, yıllardır süren bir varlık mücadelesinin, yeniden ayağa kalkışın, “biz de varız” deme biçimi.
O yüzden alınan her puan, kazanılan her maç, sokaklara taşan her sevinç aslında sadece futbolun değil, toplumsal bir direnişin, bir inancın yansıması.
Ama bütün bu sevinçlerin ortasında bir cümle vardı ki, maç skorlarından, tribünlerden, hatta manşetlerden daha çok yankı uyandırdı:
“Beni annem Gurban olarak dünyaya getirdi. Gurban olarak da kalmak istiyorum.”
Bu söz bir kimlik duruşu.
Küreselleşen futbolun, isimlerin markaya, insanların etikete dönüştüğü bir dönemde, kendi ismini, kendi kimliğini koruma iradesi.
Başarıya rağmen, “daha fazlası”na kapılmama cesareti.
Bugün dünyanın dört bir yanında, insanlar daha fazlasını istemeye, daha çok görünmeye, daha büyük olmaya kodlanıyor.
Ama Gurbanov’un bu sözü, büyümenin her zaman “başka biri olmak”la eş anlamlı olmadığını hatırlatıyor.
Bir yere ait olmanın, kendin olarak kalmanın, köklerinden kopmamanın büyüklüğünü anlatıyor.
Qarabağ Teknik Direktörü Gurban Gurbanov, belki de farkında olmadan bir topluma, hatta iki kardeş ülkeye bir ders verdi:
Kim olduğumuzu unutmadığımız sürece, nerede olduğumuzun önemi yok.
Bu topraklarda “ben kimim?” sorusu sadece felsefi bir merak değil, bir yaşam mücadelesidir.
Gurbanov’un cevabı da tam bu yüzden anlamlıdır:
Ne Guardiola olmak istiyor, ne Ferguson.
O, Gurban olmak istiyor.
Kimse olmadan kendi hikayesini yazmak istiyor.
Belki de bizim de, toplum olarak, birey olarak yeniden düşünmemiz gereken şey budur.