Başta, “Bir öğretmen çocuk yaşta öğrencisine bunu yapmaz, şakadır” dedim.
Kurgudur diye umut ettim.
Hatta olay netleşene kadar, “Acaba sosyal medya mecralarında ilgi çekmek, şöhret olmak ve sonra da bu işten para kazanmak isteyen birisinin mizanseni midir” diye düşünmek istedim.
İnsan, böylesi bir kötülüğün gerçek olabileceğini kabullenmek istemiyor çünkü…
Ama maalesef gerçek, bütün çıplaklığıyla ortadaydı.
Bir okul müdürü, bir çocuğu, hem de okulun bütün öğrencilerinin gözü önünde, fırlatıp yere atıyordu.
Bu noktadan sonra duygularımı “normal” bir şekilde anlatabilmem mümkün değil.
Çünkü ortada normal olan, kabul edilebilir olan, savunulabilir olan hiçbir şey yok.
Bir eğitim kurumunun başında olması gereken, örnek olması beklenen bir insan, tam anlamıyla kontrolden çıkmış durumda.
Öyle ki, sahne bir televizyon dizisinden fırlamış gibi; tek fark, elinde silah olmaması.
O derece kendinden geçmiş, o derece kaybolup gitmiş.
İnegöl’ün eski beldesi Yenice’de bir okulda yaşanan bu olay, aslında sadece bireysel bir şiddet anı değil.
Bu olay üzerinden sayısız sosyolojik tahlil yapmak mümkün.
Hatta belki de en acısı, bu yaşananların ülkenin geldiği noktayı göstermesi açısından son derece öğretici olması.
Televizyon dizilerinde normalleştirilen mafyatik dil, düzen bozukluğu, güçlünün haklı sayıldığı anlatılar; geride bıraktığımız ama bugüne taşınmak istenen anlayışın yavaş yavaş toplumsal yapıda açığa çıkardığı sonuçlar…
Hepsi bu tek karede kendini ele veriyor.
Bu olay, sevgisizliğin ve merhametsizliğin geldiği noktayı yüzümüze çarpıyor.
Eğitimin, pedagojinin, insan onurunun tamamen arka plana itildiği bir yapının içindeyiz.
Elbette bu vahim tabloya ilişkin farklı değerlendirmeler de yapılabilir.
Öğretmen mutsuzdur.
Aile mutsuzdur.
Okul umut vaat etmiyordur.
Ki öyle…
Çocuk, kendisini güvende hissetmiyordur.
Ama hiçbir gerekçe, hiçbir mazeret, bir çocuğa uygulanan şiddeti açıklayamaz.
Bize tutulan bu ayna, ya körlüğümüzün ya da cehaletimizin bir eseridir.
Görmek istemediklerimiz, görmezden geldiklerimiz, “bize bir şey olmaz” diyerek geçtiğimiz her olay, bir gün böyle karşımıza dikilir.
Eşitlikçi bir düzen kurulmadıkça, herkesin insanca yaşayabileceği bir gelir dağılımı sağlanmadıkça, sosyal adalet hayatın her alanında hissedilir olmadıkça; böylesine üzücü, insan onurunu zedeleyen olayları görmeye devam ederiz.
Üstelik bu olayların, “eğitmen” sıfatı taşıyan kişilerin içinde olduğu vakalar olarak karşımıza çıkması da şaşırtıcı olmaktan çıkar.
Çünkü şiddet, sadece bireylerin değil; sistemlerin, değerlerin ve sessizliklerin ürünüdür.
Sessizlik arttıkça da bu utanç verici tablolar çoğalmaya devam eder.