Bazen bir gün içinde karşınıza çıkan iki kare, hayatın bütün gerçeklerini önünüze seriverir.
Dün tam da böyle oldu.
İki fotoğraf…
İki tanıdık isim…
İki farklı duygu.
İlk fotoğraf üzdü.
Fotoğrafın altındaki not, bu dünyanın geçiciliğini tokat gibi hatırlatıyordu.

Yardımcı doçentlik yıllarından bu yana tanırım Ali Hoca’yı.
Hayata, insana, memlekete dair farklı düşünseniz bile nezaketini eksiltmeyen, sözünü sakınmayan ama gönlünü kırmayan biriydi.
Orhaneli yollarında, Keles’in yamaçlarında, Harmancık’ın serin sabahlarında, Büyükorhan’ın kıraç tepelerinde birlikte çok yol gittik.

Çok konuştuk, çok söyleştik.
Ve şimdi…
O meşhur deyiş bir kez daha ete kemiğe büründü: “Bu dünya bir pencere; her gelen baktı, geçti.”
Uzun yıllar DAĞ-DER’in başkanlığını yapan Prof. Dr. Ali Kaya da aramızdan ayrılıp gitti.
Elimizden sadece “Allah rahmet eylesin” demek geliyor.
Hayat işte böyle bir şey…
Kimseye kalmıyor.
Kalacağını zannedenler var ama kalmıyor.
İkinci fotoğraf ise bambaşka bir şey söylüyordu.
Geçmiş dönemlerde Yıldırım Belediye Başkanlığı yapan Cüneyt Karlık, elinde pazarcı arabasıyla bir fotoğraf paylaşmış.
Bir rastgelelik yok.
Poz değil, gündelik bir an değil.
Adeta kelimeler kullanılmadan kurulmuş bir cümle gibi…
Belli ki bir mesaj var.
Ama kime?
Siyasete mi?
Eski dostlara mı?
Bugünün aktörlerine mi?
Yoksa en çok da kendine mi?
Bu fotoğraf, siyasetin gelip geçiciliğine dair güçlü bir cümle gibi duruyor.
Tıpkı Ali Hoca’nın gidişi gibi; hayatın özetini tek kareye sığdırıyor.
Bir günde iki fotoğraf…
İkisi de farklı şey anlatıyor ama aynı gerçeği işaret ediyor:
Hayat çok kısa.
İnsan unutuyor.
Ama hayat hatırlatıyor.
Kimi bir vefat ilanıyla, kimi elinde pazarcı arabasıyla…
Ve biz, o iki kareye bakarken kendi payımıza düşeni de görürüz.
Kimse kalıcı değil.