Şimşek ve yağmur sesinin arasına karışan o korkunç uğultuyu, “Bu saatte savaş uçakları mı uçuyor?” diye yorumlayan benim gibi kaç kişi olmuştur acaba?
İnanılmaz bir gürültüydü…
Bir savaş uçağının alçaktan geçerken çıkardığı sese o kadar benziyordu ki, gökyüzüne bakıp bir iz aradım.
Oysa gök sadece şimşeklerle yırtılıyor, yağmur da bir telaşla toprağa düşüyordu.
O sesi bir türlü anlamlandıramadım.
Ta ki birkaç dakika sonra telefonuma düşen o bildirimle yüzleşene kadar…
“Sındırgı’da deprem.”
O an acaba diye bildim.
Avizedeki salınımın, bardaktaki suyun dalgalanmasının, içime çöken o tarifsiz sıkıntı…
Ve o uğultu…
Bir doğa olayı değil, yerin derinliklerinden gelen bir çığlıkmış meğer.
Sındırgı’da yaşanan 6.1’lik depreme ilişkin gelen detaylarda o korkunç sesin birçok yerde duyulduğu bilgisiyle birlikte Maraş depremi öncesinde de benzer bir uğultunun yükseldiği aktarılıyordu.
Demek ki, yeryüzü öfkelenmeden önce uyarıyor bizi.
Ama biz o uyarıyı çoğu zaman duymazdan geliyoruz.
Cumhuriyetimizin 102. yılı kutlamalarına hazırlanırken yaşanan Sındırgı depremi, bir kez daha hatırlattı:
Bu toprakların güzelliği kadar kırılganlığı da var.
Ne yazık ki, biz hep işin güzelliğinde oyalanıyor, kırılganlığını konuşmaktan kaçıyoruz.
Evet, can kaybı yok.
Yaralılar var.
Ama ya bir sonraki?
Ya bu bir fragmansa, filmin kendisi kapımızın önündeyse?
Her deprem sonrası aynı soruyla yüzleşiyoruz:
Hazır mıyız?
Gerçekten hazır mıyız?
Kentsel dönüşüm tabelalarıyla, “deprem yönetmeliğine uygun” ilanlarıyla avutulan bir toplumun, gerçekte ne kadar güvende olduğunu hiç düşündük mü?
Bilim insanları “Büyük İstanbul depremi kapıda” derken biz hâlâ “Benim bina sağlam” rehavetine sığınıyoruz.
Oysa her bina, her sokak, her şehir, o sarsıntıyla bir sınava girecek.
Ve o sınavın telafisi yok.
Belki de asıl sorulması gereken şu:
Biz binaları mı güçlendireceğiz, yoksa zihniyetimizi mi?
Çünkü her depremden sonra konuşulanlar, birkaç hafta sonra unutuluyor.
Oysa fay hattı unutmuyor.
Ne geciktiğini, ne ihmal edildiğini…
Cumhuriyet 102 yaşında.
O bize aklı, bilimi, ilerlemeyi miras bıraktı.
Belki de artık o mirasa gerçekten sahip çıkmanın zamanı.
Depreme dayanıklı şehirler, bilinçli bireyler, önlem alan bir toplum…
Ancak o zaman bu uğultular korku değil, uyarı olur.
Cumhuriyetimizin 102. yılı kutlu olsun.