Birkaç ay önce yapılan araştırmaya göre dünyanın en güvenli şehri Abu Dabi’ydi.
Savaş…
İran’ın, ABD ile İsrail güçlerine karşı koymak için Hürmüz’ü düğümlemesine paralel ABD üstlerinin bulunduğu Arap ülkelerindeki şehirlere füze fırlatmasıyla bir anda her şey tersine döndü.
Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde yaşayan insanlar, çok güvenli buldukları için geldikleri bu ülkelerden çıkabilmek için uzun uğraşlar verdiler.
Güvenlik, bir şehrin, bir ülkenin görünmeyen ama en belirleyici kimliği çünkü…
Sokakların düzeni, gecenin sessizliği, insanların birbirine bakışı…
Hepsi, o şehirde yaşayanların kendini ne kadar güvende hissettiğini anlatır.
Düşük suç oranı, güçlü güvenlik altyapısı ve istikrarlı yönetim anlayışıyla Abu Dabi güvenli şehirler listesinin başında yer alıyordu.
Türkiye’den Eskişehir 39, Antalya ise 49. sıradaydı.
Bursa gibi bir şehir yoktu.
Eskişehir’in bu listede kendine yer bulmasına şaşıranlar olabilir ama şehircilik anlayışı, sakin yaşam temposu ve özellikle düşük suç oranı, onu Türkiye’nin en yaşanabilir kentlerinden biri haline getiriyor.
Genç nüfusun yoğunluğu ve kültürel dinamizmine rağmen bu dengeyi koruyabilmesi önemli bir başarı.
Antalya ise bambaşka bir örnek.
Yılın büyük bölümünde yoğun turist akınına uğrayan bir şehir olmasına rağmen güvenlik açısından listede yer almayı başarıyor.
Bu durum, turizm ile güvenliğin bir arada sürdürülebileceğini gösteren önemli bir veri.
Yine de…
Küresel gelişmeler, güvenlik algısını bir anda tersine çevirebiliyor.
Yakın dönemde yaşanan jeopolitik gerilimler, özellikle Orta Doğu’da dengeleri değiştirdi.
Hürmüz Boğazı üzerinden artan tansiyon, olası askeri hamleler ve bölgedeki üslerin hedef alınabileceğine dair senaryolar, “en güvenli şehir” kavramını yeniden tartışmaya açtı.
Bir şehir bugün güvenli olabilir; ancak yarın, binlerce kilometre ötede yaşanan bir kriz, o güvenliği sorgulanır hale getirebilir.
Bu da bize şunu gösteriyor:
Güvenlik artık sadece yerel bir mesele değil, küresel bir denklem.
Bu denkleme ilişkin birçok soru sorulabilir elbette…
Bir şehri gerçekten güvenli yapan nedir?
Polis sayısı mı, kamera sistemleri mi, yoksa insanların birbirine duyduğu güven mi?
Cevap, muhtemelen hepsinin birleşiminde saklı.
Ama kesin olan bir şey var:
Güvenlik, sadece ölçülen değil, aynı zamanda hissedilen bir şey.
Bu his kaybolduğunda, en üst sıralardaki şehirler bile bir anda anlamını yitirebilir.
ABD-İsrail güçlerinin İran’a açtığı savaşın Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı üzerinde yarattığı baskı; dünyanın en popüler Arap ülkelerindeki birçok şehri, küresel bir cennet olmaktan çıkaracak gibi duruyor.
Misal, Dubai’da yaşayan birçok ünlü Türk, savaş nedeniyle rotasını İngiltere gibi ülkelere çevirmiş durumda.
Dünyanın farklı ülkelerinden gelen birçok zenginin farklılaştırdığı Arap ülkeleri bu kırılmayı önleyip cazibesine koruyabilir mi?
Neyse…
Zaman, birçok şeyin ilacı ancak Hürmüz Boğazı güvene kavuşmadığı sürece Arap ülkelerinden kaçan zenginlerden çok dünyayı besleyen enerji kaynaklarının akıbeti çok önemli hale geldi.
Çünkü, milyonlarca insan nedeni olmadıkları bir yükü kaldırmaya mecbur bırakıldı.