Daha ABD-İsrail birlikteliğiyle İran savaşı patlak vermemişti.
Dünyanın en güçlü hava savunmasına sahip ülkeleri listelenmişti.
İran’dan ateşlenen füzelerin hava sahamıza girip Gaziantep semalarında Akdeniz’deki NATO gücü tarafından etkisiz hale getirilmesi şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerektiğini ortaya koydu.
NATO’yu karşımıza almak pahasına Rusya’dan satın aldığımız S400’ler kutusunda çöp olup gitti.
NATO devreye girmese o iki füze nasıl bir sonuca yol açardı?
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” sözü, burada bir kez daha önem kazanıyor.
Dünyanın en güçlü orduları içinde Türkiye de var.
On ülke arasında sekizinci sırada.
Ege Denizi üzerinde bizim uçaklarla it dalaşı yapan Yunanistan listede yer almıyor ama usul usul Ege’deki adaları silahlandırmaya devam ediyor.
Varla yok arasında o zaman fark nerede?
Birinci sıra tahmin edileceği üzere ABD’de…
İki Rusya.
Üç Çin.
Dört Hindistan.
Beş Güney Kore.
Altı Japonya.
Yedi Pakistan.
Dokuz Mısır.
On Fransa.
Ortadoğu’yu yıllardır kan gölüne çeviren, neredeyse her gün bir hava harekâtı yapan İsrail listede yok.
Savaş uçaklarıyla, füze sistemleriyle bölgeyi nefessiz bırakan İsrail, hava savunmasında “gerilerde” mi gerçekten?
Bize savaş uçağı versinler diye peşinden koştuğumuz İngiltere’nin ilk onda olmaması sizin de dikkatinizi çekmiştir.
Uçak yapan İngiltere gibi bir ülke bu listede yok.
Savaş uçaklarıyla kan kusturan İsrail yok.
Hatırlayın bir ara bizim F16’ları İsrail modernize ediyordu.
Demek ki mesele yalnızca “listede olmak” değil.
Asıl fark, varlıkla yokluk arasındaki gri alanlarda gizli.
Listenin ilk sıraları şaşırtıcı değil:
Ama olmasını beklediğimiz ama o listede olmayanlar...
O zaman insan ister istemez soruyor:
Bu listeler neyi ölçüyor, neyi gizliyor?
Gerçek askeri kapasiteyi mi, yoksa kâğıt üzerindeki sistem sayısını mı?
Hava savunması sadece radar ve füze meselesi mi?
İstihbarat, caydırıcılık, siyasi irade.
Türkiye’nin ilk onda yer alması elbette önemlidir.
Ama asıl mesele şudur:
Listelerde değil, kriz anında kimin eli kimin cebinde olacak?
Çünkü savaş, sıralama cetveliyle değil, gerçeklerle yapılıyor.
Ki o gerçekler çoğu zaman güçlülerin uydurmaları üzerinden gerçeklik kazanıyor.
Kara gücü devreye girmeden bir ülkeyi ele geçirmek dünde bugün de mümkün değil.
Elbette hava silahlarıyla bir ülkeyi cehenneme çevirmek mümkün ki şu an İran bunu yaşıyor.
Ama nereye kadar?