Asayiş bir ülkenin aynasıdır.
Kadınların, çocukların, gençlerin güven altında olması o ülkeye güven duyulmasını sağlar.
Maalesef son yıllarda artan kadın cinayetleri, tacize uğrayan çocuk haberleri, şapkayı önümüze koyup düşünme zamanını da geride bıraktığımızı gösteriyor.
Gürsu’dan gelen son haber de tam olarak böyle.
Henüz 28 yaşında bir avukat…
Adı: Hatice Kocaefe.
Bir depoya düzenlenen silahlı saldırıda ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Olayın, bir “alacak-verecek meselesi”nden kaynaklı açılan bir davanın geri çekilmesinin istemesi…
Aslında durum bundan da öte…
Bu…
Türkiye'de savunma makamına yönelen sistematik baskının son halkası.
Hatice Kocaefe yalnızca bir avukat değildi.
Bir dosyanın, bir davanın, bir hak arayışının temsilcisi.
Onu hedef alan kurşunlar, aslında çok daha geniş bir alanı hedef aldı:
Savunma hakkını.
Hukuk çevrelerinden gelen ilk tepkiler de bunu açıkça ortaya koyuyor.
“Avukata yönelen saldırı, doğrudan adalete yönelmiştir.”
Türkiye’de avukatlara yönelik şiddet artık münferit değil, ölçülebilir bir sorun.
Son 5 yılda avukatlara yönelik en az 182 şiddet olayı tespit edilmiş.
Bu saldırılar yalnızca sokakta değil; adliyelerde, ofislerde hatta görev başında gerçekleşmiş.
Fail profili de çarpıcı %39’u sivil kişiler, geri kalanı kamu görevlileri ve yargı içinden aktörler.
Daha da çarpıcı olan ise şu:
Bu sayı yalnızca “tespit edilebilen” olaylar.
Öte yandan, resmi açıklamalarda son yıllarda “avukatlara yönelik saldırıların arttığı” açıkça dile getiriliyor.
Bir başka paradoks:
Türkiye'de avukat sayısı son 5 yılda yüzde 44 artarak 206 bini geçmiş durumda.
Yani daha fazla avukat var…
Ama daha az güvenlik.
Daha fazla savunma var…
Ama daha fazla tehdit.
Bu tablo, nicelik ile nitelik arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.
Bugün Türkiye'de bir avukat:
Müvekkilinin kimliği nedeniyle hedef olabiliyor
Üstlendiği dosya nedeniyle tehdit edilebiliyor
Görevini yaptığı için öldürülebiliyor.
Bu, sıradan bir meslek riski değil.
Bu, hukuk devletinin alarmıdır.
Çünkü savunma sustuğunda, yargı sadece kâğıt üzerinde kalır.
Hatice Kocaefe’nin ölümü, tekil bir trajedi olarak görülürse, yarın yeni bir haber daha yazılır.
Ama bir uyarı olarak görülürse, belki de bir şeyler değişir.
Bugün Gürsu’da atılan kurşun, yalnızca bir hayatı değil, bir hakkı hedef aldı:
Savunma hakkını.
Bir ülkede savunma susarsa, hiç kimse gerçekten konuşamaz.