1 Ocak’la başlayan 2026; taşın toprağın kirini kapatan kar gibi bir yıl olabilir mi?
Çok isterim.
Cahit Sıtkı Tarancı’nın mısralarında dile getirdiği gibi;
“Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.”
Cahit Sıtkı’nın kurduğu, arzuladığı o hayalin içinde yaşayan insanlar var.
Onlara bunu sağlayan ülkeler var.
Bizde neden olmasın?
Biz neden mutlu günlere uyanmayalım?
Başkaları becerebildi ise, biz niye beceremeyelim?
Elbette…
Dertsiz baş olmaz.
Elinize kıymık batar, bu bile bir anlık dert olur.
Ama insan; insanlar; hatayı doğruya evirme konusunda iyi niyetli olursa, devlet; eşitliği her koşulda sağlayacak eğitim gibi can alıcı konularda öncü, gelir dağılımında adil hareket ederse; yolunu şaşırsa bile yolunu yeniden bulur.
Sadece cezalandırarak çözüm bulunacak olsaydı, cezaevleri bu kadar dolup taşmaz, birçok üçüncü dünya ülkesinde olduğu gibi ölüm cezaları çok daha caydırıcı olurdu.
Elbette ceza olmalı ama cezadan önce toplumlar eğitimle kendine yol çizmeli.
Devlet, en büyük yatırımı eğitime yapmalı.
“Tamam, işte açtık okulu, gidip okusunlar” anlayışının çok ötesinde bir yaklaşımla, bir zamanların en önemli eğitim kurumu olan Köy Enstitüleri’nin duyarlılığıyla okullarımız bütünleşirse, arka bahçe mantığından uzaklaşabilirse sonuç kendiliğinden gelir.
Bugün mutluluktan artık mutsuz olacak boyuta gelen birçok Avrupa ülkesinde öne çıkan en önemli durum eğitimde aldıkları yol ile tarif ediliyor.
Türkiye, mutlu insanların çokluğuyla çok daha büyür.
Kurtuluş Savaşı’yla büyük bir mücadeleyi başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği rotadan sapmadan ama çağın değerleriyle de bütünleşerek bu başarılabilir.
Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi;
“Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.”