Devletimizin örgütlenme şemasına baktığınızda çevreyi korumak için gerekli bütün tedbirlerin alındığını görüyorsunuz.
Hatta…
Birbirini denetleyen yapılar var.
İl Çevre Müdürlüklerine emanet edilen çevreyi Tarım ve Orman bakanlıkları vasıtasıyla da dolaylı yoldan denetime almış.
Hani derler ya, “Beşer şaşar” durumlarında bu şaşmayı öteki kurumlarla kapatmayı hedeflemiş.
Şematik olarak bu kadar güçlü bir denetim ağına sahip ülkemizde çevreyle ilgili sorunların gündemden düşmemesi elbette dikkat çekici.
Düşündürücü.
Kâğıt üzerinde neredeyse kusursuz bir denetim ağına sahipken sonuçlar neden bu kadar kusurlu?
Örneğin bu konularda yetkili il çevre müdürlüklerinin duyuru sayfalarını incelediğinizde ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporlarıyla ilgili neredeyse hep olumlu kararlarla karşılaşırsınız.

Kiminde ise ÇED'e gerek olmadığı bilgisini görürsünüz.
Bursalılar için uzak olmayan Yenişehir Kirazlıyayla’daki bakır-çinko-çinko ayrıştırma tesisinde de köy halkının, çevrecilerin, bilim insanlarının “Yapmayın, etmeyin, çok tehlikeli” uyarılarına rağmen ÇED raporu olumlu çıkmıştı.
Sonrasında ne oldu?
Köylüler haklı çıktı.
Çevreciler haklı çıktı.
Bilim insanları haklı çıktı.
Çevreyi korumakla görevli İl Çevre Müdürlüğü, Tarım, Orman yani bu kararın yanında olumlu duran devlet kurumları patlayan atık havuzuyla sınıfta kaldı.
Şema üzerinde çevreyi bu kadar mükemmel korumanın gerçekte bir işe yaramadığını Kirazlıyayla’daki atık havuzunun patlaması Erzincan İliç’teki altın madenindeki ölümlü facia gözler önüne serdi.
Kaldı ki…
Kirazlıyayla ile ilgili il çevre müdürlüğünün bugüne kadar kamuoyunu bilgilendiren bir açıklamasının olmaması da dikkat çekiyor.
O atıklar karıştıkları Sarıyer deresiyle ovaya aktı.
Atık barajında kalanlar ne oldu?
İşletme çalışıyor mu?
Daha birçok soru…
Kim cevaplayacak?
Şeffaflık, denetimin tamamlayıcı unsurudur.
Eğer vatandaş olup biteni öğrenemiyorsa, en güçlü şema bile anlamını yitirir.
Çünkü çevre sadece bir bürokrasi meselesi değildir; doğrudan yaşam hakkı meselesidir.
İl Çevre Müdürlükleri yalnızca evrak mı inceliyor, yoksa sahayı da aynı ciddiyetle takip ediyor mu?
Bir tesis için “olumlu” karar verildiğinde, o kararın sorumluluğu da aynı ciddiyetle üstleniyor mu?
Daha birçok soru…
Bu soruların özeti ise şu:
Çevreyi korumak için kurulan mekanizmalar, çevre zarar gördüğünde susuyorsa; o mekanizmaların varlığı değil, işleyişi tartışılmalıdır.