Bazen bir şehri anlamak için tarih kitaplara, istatistiklere veya büyük projelere bakmaya bile gerek kalmaz.
Önünüzde ağır ağır ilerleyen bir kamyon yeter.
Bursa’da çekilmiş bu kare bir hafriyat kamyonundan…
Kasasından taşan çamur, arka tamponda katman katman birikmiş.
Yola dökülmeye hazır bir ağırlık gibi duruyor.
Kamyon Bursa’nın bilinen bir caddesinde ilerliyor; bir yanda kaldırım, diğer yanda konilerle çevrilmiş bir köşe.
Şehir akıyor, ama biraz kirli, biraz dikkatsiz, biraz “idare eder” haliyle.
Böyle bir fotoğrafı gördüğünüzde ilk yorumunuz ne olur?
Muhtemelen “Bu çamur birazdan yola dökülür.”

Türkiye’nin birçok şehrinde olduğu gibi Bursa’da da inşaat hiç bitmez.
Bir yerde kentsel dönüşüm, bir yerde yeni site, bir yerde altyapı çalışması…
Kamyonlar girer çıkar, hafriyat taşır, beton döker.
Şehir büyür.
Ama büyürken neyi geride bırakır?
İşte bu fotoğraf bu nedenle birçok şeyi işaret ediyor.
Bir kere “Bu bir güvenlik meselesi” diyor.
“Bu, bir çevre meselesi” diyor.
Ama özetinde bu fotoğraf bir “zihniyet meselesi” diyor.
Arkasında biriken çamuru temizlemeden trafiğe çıkan bir kamyon, aslında “nasıl olsa bir şey olmaz” kültürünün tekerlekli hali değil mi?
O çamur yola düşer.
Yağmurla kayganlaşır.
Bir motosikletli kayar.
Bir otomobil ani fren yapar.
Küçük bir ihmal, büyük bir zincirin ilk halkası olur.
Şehir dediğimiz şey, yalnızca binalardan ibaret değil ki…
Şehir, kurallara gösterdiğimiz özenin toplamı.
Bir kamyon kasasının kapağını kontrol etmek, arkasını temizlemek, yükü güvenli taşımak; bunlar küçük işler gibi görünür.
Lakin medeniyet dediğimiz şey zaten küçük işlerin ciddiyetle yapılması değil midir?
Bursa, tarihiyle, sanayisiyle, üretimiyle güçlü bir şehir.
Ama güçlü şehir olmak, sadece fabrikalarla ya da yüksek katlı sitelerle ölçülebilir mi?
Güçlü şehir, kamyonunun arkasını temizleyen şehirdir.
Bu kare bize şunu hatırlatıyor:
Şehir, herkesin sorumluluğudur.
Çünkü medeniyet detayda başlar.