Teleferik’e kadar inen karı görmenin bu kadar sevinç yaratıyor olması; sadece beyaz bir örtünün şehre düşmesi değil, yaşadığımız derin kuraklığın bıraktığı endişenin dağılmasıdır.
Aylarca gökyüzüne bakarak geçirilen günlerin, boşalan barajların, kuruyup giden derelerin ardından gelen kar; Bursa için rahat bir nefes demek.
Kurumuş dere yataklarından yeniden yükselen su sesleri duymanın kulağımıza bir senfoni gibi geliyor olması…
Aylarca yaşadığımız o derin sessizliğin bir sonucu…
Çünkü, susuzluktan çatlamış o toprakları gördük.
Geçen yılın korkusu hâlâ hafızalarımızda.
Uludağ’ın zirvesinde kar kalınlığı 174 santimetreye ulaşmış durumda.
Teleferik semtinin üstlerinde ise 119 santimetre.
Kar kalınlığının yüksek olması nisan, mayıs aylarıyla birlikte barajların, derelerin, akarsuların, göllerin, yeraltı sularının endişelerimizi gidereceğini gösteriyor.
Barajlardaki doluluk oranının sıfır seviyelerinden yüzde 65’lere yükselmesi de öyle.
Uzun bir aradan sonra yüzde yüzlere ulaşma ihtimali de artık hayal değil.
Eğer mesele yalnızca bu yazı kurtarmaksa, Bursa geçen yıl yaşadığı korkuyu bu yaz yaşamayacak gibi görünüyor.
En azından bugünkü tablo bunu söylüyor.
Ama mesele gelecekse, eğer mesele sürdürülebilirlikse; karın yağmasını beklemek yeterli değil.
Doğa bize nefes verirken biz de şehre nefes alacak alan bırakmak zorundayız.
Bu da daha fazla sanayiye “dur” diyebilmekten geçiyor.
Plansız büyümeye sınır koyabilmekten geçiyor.
Su kaynaklarını koruyacak cesur kararlar alabilmekten geçiyor.
Bursa yıllardır göç alan, büyüyen, genişleyen bir şehir.
Ancak büyümek her zaman güçlenmek anlamına gelmiyor.
Bazen büyümek, kırılganlığı artırır.
Büyük şehirlerin gerçek gücü kalabalıklarında değil; sürdürülebilir dengelerinde saklı.
Kısacası…
Anadolu'nun çocuklarını geriye çağırmasının…
Şehirleri nefessiz bırakmadan kalkınmanın yollarının aranmasının…
Yani, tersine göçü konuşmanın zamanı geldi de geçiyor sanki…
Ekilmeyen, biçilmeyen tarım alanlarıyla Anadolu büyük bir sıçramayı belki de tersine göç sayesinde yaşayacak.
Bir zamanlar göçe zorladığı çocukları için yeni bir yaşam olacak.
Yeni imkânlar sunacak.
Yapay zekânın birçok iş kolunu işsizliğe sürüklediği bir çağa doğru evriliyoruz.
Yeniden emek yoğun işler öne çıkacak gibi duruyor.
Anadolu'nun birçok şehri emek yoğun işler için milyonlarca insanı barındırabilecek potansiyeli sahip.
Tersine göç devleti bekliyor.
Devlet, daha fazla beklemezse büyükşehirler gibi Anadolu'nun birçok şehri de tersine göçle nefes alıp, bitkisel hayattan çıkacak.