Hiç kimse suç işleme imtiyazına sahip değil
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Nice komutanların, muvazzaf veya emeklinin yargılandığı bir Türkiye'de Fazıl Say'ın hangi özelliği var ki suçlanmasın veya mahkeme önüne çıkmasın'' dedi.
GÜNDEM , 19 Nisan 2013 Cuma, 10:35
Hiç kimse suç işleme imtiyazına sahip değil

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Nice komutanların, muvazzaf veya emeklinin yargılandığı bir Türkiye'de Fazıl Say'ın hangi özelliği var ki suçlanmasın veya mahkeme önüne çıkmasın. Sen yaptığın suç teşkil ediyorsa bunun hesabını rahatlıkla vereceksin. Veya 'Benim yaptığım yanlıştır. Her inançlı insandan, Allahçı diye hakaret ettiğim her Müslüman'dan özür diliyorum' diyeceksin'' dedi.

Arınç, Medya Etik Konseyi tarafından Fatih Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi'nde düzenlenen "2012 Yılı Medya Etik Ödülleri" törenine katıldı.

Törende konuşan Arınç, basın özgürlüğünün esas olduğunu, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı, sadece basın mesleğini icra ederken hiç kimsenin ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmaması, hiç kimsenin mahkemelerde tutuklu veya hükümlü olarak bulunmaması gerektiğini söyledi.

Arınç, "Ama bunun ince çizgileri var. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi, basın mesleğinde çalışanların haber konusunun ölçülerini çok güzel bir şekilde ortaya koyuyor. Sorumsuzluk kesinlikle kabul edilemez. Her özgürlüğün bir sınırı vardır ama bu sınır bir başkasının özgürlüğüyle belki yan yanadır. İfade özgürlüğünde de suçun işlenmesini tahrik etmemek, kişisel hakaretlerin olmaması, şiddete yönelmemek de genel unsurlardan bir tanesidir" diye konuştu.

Piyanist ve besteci Fazıl Say'ın hapis cezasına çarptırılmasına değinen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:"Bu konuda son günlerde bir piyanistin başına gelen olaydan bahsediliyor. Attığı tweetler yani yazdığı şeylerle kendime hakaret edildiğini görüyorum. Ben inançlı bir insanım. İnançsız bir insanın 'ben ateistim' demesini de şöyle başımı çeviriyorum, olağan karşılıyorum. Ben inançlı bir insansam, dindar olmaya gayret ediyorsam, benim kutsallarıma da hakaret edemezsin. Benim kutsallarıma, mukaddeslerime hakaret ettiğin zaman, nasıl Geert Wilders diye bir adam vardı Hollanda'da, adamın ismi de çok güzel.

Geert Wilders diye yazılıyor. Hollandalı'ya sordum, 'nasıl okuyorsunuz bu adamın ismini?', 'Hırt Veldes' dedi. Şimdi onun söylediklerini, onun yaptıklarını bir taraftan eleştireceksin, bizdeki hırtın söylediklerine 'ah burada ifade özgürlüğü yok mu?' diyeceksin. Al oradaki hırtı ve buradaki hırta... 'Ne kadar yavşak, sahtekar, ahlaksız varsa hepsi Allahçı' diyor. Hepsi yanlış, Allahçı diye bir şey olabilir mi? Herhalde dindarları kastediyor. Bunları söyleme be kardeşim. Sen kendi ateistliğini istediğin kadar savun. insanların mukaddes değerlerine veya kişiliklerine hakaret ettiğin zaman sana karşı bir ceza yaptırımı olacaksa bunu da herhalde anlayışla karşılaman lazım. Veya şöyle olabilir. Bu sözlerinden dolayı eleştirilebilir, bu eleştiriler karşısında kendisi de bu yaptığının hata olduğunu anlayabilir ve özür dileyebilir. Ama bu esasen bir şikayete bağlıyken bundan vazgeçmediğini görüyoruz. Sadece sözlerinin doğru olduğunu düşünüp, her gün onun üzerine basarak bir şeyler yapma gayreti içerisinde. Hakim de zaten verdiği cezayı ertelemiş. Şart koymuş, '5 sene içinde böyle bir hakaret yapma' diye. Ömer Hayyam'ın şiirinden dolayı değil, hepimizi sapıklıkla suçladığı için, hepimize hakaret ettiği için, insanların kişilik haklarına tecavüzde bulunduğu için..."

"Pozitif laiklik anlayışı hakim"

Azınlıkların, farklı inanç gruplarının Türkiye'deki durumlarını herkesin bildiğini dile getiren Arınç, hepsinin en üstün normlarda haklarını alabildiğini vurguladı.

Arınç, "Türkiye'de eğer gerçekten laiklik varsa ki son yıllarda pozitif bir laiklik anlayışının hakim olduğunu görüyoruz, inanır, inancının gereğini yapar. Bu, din ve vicdan özgürlüğünün de bir gereğidir" dedi.

Hatta misyoner faaliyetlerinin bile artık Türkiye'de bir ceza tehdidiyle karşı karşıya olmadığını kaydeden Arınç, şöyle devam etti:"Ama böyleyken, inanan insanlara da hakaret etmek doğru değil, mümkün de değil. Sen kendi inancını istediğin kadar söyleyebilirsin. Buna karışan bir ceza hükmü yok ama başkalarının inancına hakareti esas alırsan bunun bir yaptırımı varsa ve bu kanun şunca yıldan beri geçerliyse, 'İşte Say, sen de say' demeye filan gerek yok. Türkiye'de suç işleme imtiyazına hiç kimse sahip değil. Nice komutanların, muvazzaf veya emeklinin yargılandığı bir Türkiye'de, genelkurmay başkanlarının kendilerine isnat olunan suçtan bugün savunma yapar noktaya geldiği bir Türkiye'de yani Fazıl Say'ın hangi özelliği var ki suçlanmasın veya mahkeme önüne çıkmasın. Sen yaptığın suç teşkil ediyorsa bunun hesabını rahatlıkla vereceksin. Veya 'Benim yaptığım yanlıştır. Her inançlı insandan, Allahçı diye hakaret ettiğim her Müslüman'dan özür diliyorum' diyeceksin. Yok öyle, 5 kuruşa simit devri geçti."

"Medyanın moral değerlerle bir ilişkisi var ve olmalı"

Başbakan Yardımcısı Arınç, "Türkiye'de medya içerisinde bazı duyarlılıkları daha görülebilir, daha kabul edilebilir bir noktaya getirmemiz lazım" dedi. Türkiye'de medyanın daha çok hür teşebbüsün içinde bulunduğu bir sektör olduğunu, kendisinin, kamuyu ilgilendiren kısım olan TRT, Anadolu Ajansı, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ve RTÜK'ün sorumluluğunu taşıdığını vurgulayan Arınç, şöyle dedi: "TRT'nin son yıllarda 15 kanala çıkmış olması, bu kanalların da uydular vasıtasıyla bütün dünyada izlenilebilir hale gelmesini önemsiyoruz. Şüphesiz Anadolu Ajansı ve Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü de 93. yılını kutluyor. Onlar da son yıllarda büyük yatırım içerisinde. Özellikle Anadolu Ajansı, kuruluşunun 100. yılında, yani 7 yıl sonra dünyada ilk 5 ajans arasına girmeye çalışıyor. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü de güçlü bir yere gelmeyi arzu ediyor. RTÜK de bildiğiniz gibi düzenleyici, denetleyici bir kuruluştur." Arınç, 14-15 Kasım 2013'te "Türkiye Çocuk ve Medya Kongresi"nin tertip edileceğini vurgulayarak, "Medyada geldiğimiz noktayı, özellikle çocukların psikolojik ve pedagojik durumları üzerinde olumlu veya olumsuz etkilerini, hangi programların daha çok yapılması gerektiğini araştırma raporlarına dayalı olarak, özellikle çocukların anneleri, babaları tarafından terk edilip ekran başına bir şekilde hapsedildiğini, bunların giderilmesi gereken sorunlar olduğunu hep beraber görüşmüş olacağız. Üç günlük bir toplantıyı size haber vermiş olayım" ifadelerini kullandı.

Medya Etik Konseyi

Medya Etik Konseyi'nin henüz 5-6 yıllık bir kuruluş olduğunu kaydeden Arınç, "Aslında çok uzun yıllardan beri varlığını bildiğimiz bir Basın Konseyi var. Tabii son yıllarda içi tamamen boşaldı, etkisiz hale geldi ve çok haklı olarak terk edildi" dedi.  Arınç, meclis başkanlığı döneminde, 5 yıl içerisinde karşılaştığı yalan, yanlış,   hakaretamiz yazı ve haberleri bizzat kendisinin ya da arkadaşlarının şikayetiyle takip ettiğinde, "kimi kime şikayet ediyorsun" gibi bir sonuçla karşılaştığını anlattı.  Başbakan Yardımcısı Arınç, "Bu konseyin başındaki şahıs, bizim şikayet ettiğimiz kişiydi. Herhalde sonucu da tahmin ediyorsunuz. Her şeyi kendi doğru bildikleri gibi kabul ediyorlardı. Sonunda öyle bir hata işlediler ki bu konseyin içinden 5-6 kurum kendisini çekti. Hala kendilerine gelemediler. Suret var ama varlığı kimse tarafından hissedilmiyor" diye konuştu.  Böyle bir durumda Medya Etik Konseyi'ne çok büyük görevler düştüğüne inandığını vurgulayan Arınç, etik kelimesinin bazen ahlaki, bazen de moral değerler olarak anlaşıldığını söyledi.  Arınç, şöyle devam etti: "Hadi laik anlayışa bakarak söyleyeyim, isterseniz buna moral değerler diyelim. Demek ki medyanın moral değerlerle bir ilişkisi var ve olmalı. Yazdıkları, çizdikleri, haber yaptıkları, özellikle pozitif yayıncılık varken, her şeyi görmeden, görmek istemeden, insanları küçültmek amacıyla yapıyorlarsa, bir yerlerde orada etik kuralların geçerli olmadığını rahatlıkla düşünebiliriz. Şöyle düşünebilirsiniz; bir foto muhabiri, bir kameraman, buradaki temiz arkadaşları tenzih ediyorum, işi haberden ziyade mesela genç bir kadıncağız var, yürüyor, ayağı takıldı, düştü, eteği açıldı. Bunda bir haber değeri var mı, yok mu? Kameralar yere düşen kadıncağızı ve açılan üstünü başını dikkate alarak buradan bir şey çıkartmaya çalışıyorsa bunun etik olarak hangi değerlere yaslandığını herhalde hiçbirimiz düşünemeyiz."

Protesto haberlerine tepki

Arınç, Almanya ve Fransa'ya yaptığı ziyaretlerde kamu diplomasisi açısından çalışmalar yaptığını, konferanslar verdiğini, resmi görüşmelerde bulunduğunu anlatarak, sonra da oradaki Türk medyasıyla bir araya geldiklerini kaydetti.  Özellikle üniversitelerde verdiği konferanslara belli küçük marjinal bir grubun da gelmeye başladığını aktaran Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Doğrusu, dinledikleri için de memnunum ama sonunda 2-3'ü ayağa kalkıp bağırmaya başlıyor, ellerinde yazılmış kağıtları bize göstererek güya bizi protesto ettiğini zannediyor. Almanya'da koruma arkadaşlarım saydılar, 8 kişiydiler. Bir başka toplantıda sadece 5 kişiydiler. Ayağa kalkıp, bağırarak 'Silivri, yıkılacaksın, asılacaksın' buna benzer şeyler söylediler. Gülüp geçiyoruz, dinleyenler de gülüp geçiyor. Sonra bakıyorum Türkiye'de hangi gazete ne yazmış diye. İsimlerini vermekte hiçbir mahsur yok. Sözcü, Aydınlık, Yeniçağ, Sol işte 4-5 gazete, 'Büyük protesto', 'Konuşmasına engel oldular' falan filan. Acaba ben orada mı yoktum yoksa o toplantıda başka şeyler mi oldu? Ayıp değil mi bunlar?" Demokratik olarak gösterilen tepkilerden yüksünmediğini, 40 yıldır içinde bulunduğu siyasette çok şey yaşadığını anlatan Arınç, 3-5 kişinin bağırmasını haber yapmanın hangi etik anlayışla bağdaştığını anlamakta güçlük çektiğini kaydetti.  Arınç, siyasetçilerin içinde de etik değerlere uymayan insanlar olabileceğini ifade ederek, "Kimisi ciyak ciyak bağırır, kimisi ağzına geleni söyler, kimisi birbirine hakaret eder. Bence bunları haberleştirmek, haber değeri taşıyorsa doğrudur ama bunları sürekli döndürerek, hakaretlerin çoğalmasına çalışmak, kendi zaaflarını adeta bir eksiklik olarak göstermek bence çok yanlış" dedi. Bülent Arınç, her sektörün, her kurumun kendi kendini kontrol etmek, otokontrol sistemi içerisinde eksiğini, fazlasını gözden geçirmek gibi bir imkanı olması gerektiğini aktardı.

Medyanın terör olayları karşısındaki tavrı

Terör olayları karşısında medyanın nasıl bir tavır alması gerektiği konusunda önce gazete sahipleri, sonra genel yayın yönetmenleri, ardından da önemli gördükleri kişilerle bir araya geldiklerini anlatan Arınç, şöyle devam etti: "Onlara şunu söyledik; 'Habercilik anlayışına karışmıyoruz ama bir milli meselede, terörün bir arzusu vardır, propagandasını yaptırmak. İki, toplumda korku, endişe, panik meydana getirmek ve insanlarda güvensizlik oluşturmak. Yani şurada patlayan bomba yarın burada da patlayabilir. Bir de terörün adını söyledikçe propagandasını da yapıyorsunuz. Ne olur bu konuda duyarlı olamaz mısınız? Bakın size örnek. ABD, İngiltere, İspanya'da hangi olayı ne kadar verdiler. Son dakika dedikleri şey ekranda ne kadar kaldı ve insanlar bundan ne kadar etkilendiler', örnekleriyle gösterdik. Hepsi, 'tamam, biz bu kuralların doğru olduğuna inanıyoruz ama bunu yazılı hale getirmeyin, biz bunu uygulayacağız' dediler. O günden bu yana olumlu bir gelişme olduğunu görüyorum. Onlara teşekkür ediyorum. Dolayısıyla Türkiye'de medya içerisinde bazı duyarlılıkları daha görülebilir, daha kabul edilebilir bir noktaya getirmemiz lazım."

Çocuklarımıza Keloğlan'ı yeniden hatırlattık

Televizyonlarda güzel programların da yer aldığını dile getiren Arınç, insanın o programda kendisinden, ailesinden ve çevresinden bir şeyler bulabildiğini söyledi.  Arınç, çocukların televizyon ve bilgisayar başında uzun zamanlar geçirdiğini belirterek, çocuklarda televizyon izleme oranının yüzde 91 olduğunu raporların gösterdiğini kaydetti.   Evlerde kadınların da en az 2-3 saati televizyon başında geçirdiğini vurgulayan Arınç, çocuklarda bu sürenin daha fazla olduğunu ve çocukların izlediği programlara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.  Arınç, "Özellikle etik kurallara bağlı çalışan televizyonlarımızın çocuk kanalları son zamanlarda büyük bir hamle yaptı. Bizim kanallarımız içerisinde biz Keloğlan'ı yeniden hatırlattık çocuklarımıza, Dede Korkut'u yeniden hatırlatıyoruz. Bunlar reytinglerde çok iyi noktalardalar. Samanyolu'nun veya diğer kanallarımızın da çocuk kanalları son derece başarılı ama başka kanallara bakıyorum şiddet, korku, tanrılar, tanrısal güçler bilmem neler... Çocuklarımız böylesine bir yerlerden neredeyse atlamaya çalışıyor. Emanetleri iyi kullanmamız lazım" diye konuştu.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR