Anayasa Mahkemesi'den 30 parti için karar çıktı
Anayasa Mahkemesi'nin, kesin hesap bilgilerine ilişkin belgeleri eksik gönderen siyasi parti yöneticilerine hapis cezası istemiyle dava açılması talebine ,Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı karşı çıktı. Savcılık, siyasi parti yöneticilerinin hapis cezası yerine para cezası ile cezalandırılmasına hükmetti.
GÜNDEM , 18 Mart 2018 Pazar, 13:19
Anayasa Mahkemesi'den 30 parti için karar çıktı

Siyasi Partiler Yasasına göre, siyasi partiler her yıl Haziran ayında "kesin hesap belgelerini" incelemek amacıyla Anaysa Mahkemesine göndermek zorunda. Yasaya göre, kesin hesap bilgilerini hiç göndermeyen partiler ile eksik belge gönderen partiler bir tutularak, sorumlular hakkında hapis cezası talebiyle dava açılması öngörülüyor.

30 PARTİ YÖNETİCİSİNE SORUŞTURMA

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2016 yılı kesin hesap belgelerini eksik gönderdiğini tespit ettiği 30 parti yetkilisi hakkında duç duyurusunda bulunarak. 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilmesi için dava açılmasını talep etti. Ankara Cumhuriyet Savcısı Mehmet Taştan, yaptığı soruşturma sonucunda, bütün siyasi partileri yakından ilgilendiren, emsal bir karara imza atarak, takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararında, mevcut uygulamada "kesin hesap bilgilerini sunmayan" veya "eksik belge olarak sunan" partilerin sorumluları hakkında hapis talebiyle dava açıldığına dikkat çekildi.

DENETİME KARŞI ÇIKMAK DEĞİLDİR

Eksik belge sunan partinin denetime karşı çıktığı, denetimden kaçtığı şeklinde yorumlanmasının doğru olmadığı belirtilen kararda, "Denetime elverişli kayıt tutulmadığı gerekçesiyle ve denetim kavramının genişletilmesi suretiyle yapılacak böyle bir yorumun Anayasa ve AİHS tarafından güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğüne müdahaleye ilişkin temel ilkelere aykırı düşeceği açıktır" denildi.

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNE AYKIRI

Küçük siyasi partilerin bir takım imkansızlıklar nedeniyle denetime elverişli kayıt tutamamasının, "denetimi engelleme" çabası olarak yorumlanmaması gerektiği, belirtilen kararda, şu değerlendirme yapıldı:

"Örgütlenme hürriyetine yapılacak müdahale, demokratik toplum düzenine uygunluk ve ölçülülük şartları bakımından incelendiğinde de ülkemizde 70'in üzerinde siyasi parti olduğu, bunlardan büyük bir kısmının tabela partisi hüviyetinde olduğu, çoğunun seçimlere dahi giremediği, hiçbir gelirlerinin bulunmadığı, teşkilatlanmalarını kağıt üzerinde ve gönüllük esasına göre yaptıkları nitelikli eleman yetersizliği ve ekonomik zorluklar nedeniyle potansiyel anlamda muhasebe kaydı tutmadıkları bilinen bir gerçektir.

ACİL BİR TOPLUMSAL İHTİYAÇ DEĞİLDİR

Soruşturmaya konu edilen siyasi partinin yasal olmayan kaynak ya da kişilerden menfaat temin ettiğine dair bir iddia yada ihbar söz konusu değildir. Bu itibarla parti kesin hesaplarını usulüne uygun şekilde bildirmemekten ibaret eylem nedeniyle örgütlenme özgürlüğüne 111/c bendinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı ceza ile müdahale edilmesini haklı kılacak acil bir toplumsal ihtiyaç bulunmamaktadır.

PARA CEZASI YETERLİDİR

Siyasi parti hesaplarının denetlenebilir şekilde tutulmamasından kaynaklı kanun (Siyasi Partiler Kanunu) 74. maddesinin amir hükümlerine aykırı bildirimin yaptırım altına alınması, demokratik toplum düzeni açısında gerekli ise de amaç-araç dengesi açısından bakıldığında siyasi partinin yasaya aykırı eylemlerinin ön ödemelik (para cezası) bir suç olan 111/b bendi ile müeyyide altına alınmasının ölçülü olacağı zira bu yaptırımın amaç açısından gerekli yeterli ve orantılı olduğu sonucuna varılmıştır."

KUTU//AİHM'İN CHP KARARI EMSAL

Kararda, CHP'nin, 2007, 2008, 2009 yıllarına ilişkin bir kısım harcamalarına ilişkin faturaların partinin adına değil de çalışanlarına adına düzenlendiği gerekçesiyle söz konusu harcamaların, kanuna uygun yapılmadığı iddiasıyla "mal varlığının müsadere edilmesine" ilişkin verilen kararın AİHM'e taşıdığı anlatılarak, "Konu aleyhine karar verilen siyasi partinin başvurusu üzerine AİHM tarafından yargılama konusu edilmiş, başvuran partinin, belgeme işlemindeki eksikliklere ilişkin olanlar da dahil olmak üzere hesaplarındaki aykırılıkların niteliği dikkate alındığında 'ihtar yaptırım yerine el koyma' yaptırımı uygulanmasının orantısız olduğu sonucuna varılmıştır" denildi.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR