Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye gereğini yapacak
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı'nda önemli değerlendirmelerde bulundu. 'Suriye konusunda izleyeceğimiz stratejiyi paylaşmak istiyorum'' diyen Erdoğan, ''Askerlerimize yapılan saldırı Türkiye açısından Suriye'de yeni bir dönemin miladıdır'' dedi.
GÜNDEM , 05 Şubat 2020 Çarşamba, 11:36
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye gereğini yapacak

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına, "Önceki gün İdlib'de uğradıkları alçakça saldırı sonucu şehit olan 7 askerimize ve bir sivil personelimize Allah'tan rahmet, yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı diliyorum. Aynı saldırıda yaralanan 12 askerimiz ile bir sivil tercümanımıza da Rabbimden acil şifalar diliyorum" diyerek başladı.

Türkiye'nin Suriye'deki varlığının keyfekeder bir tercih veya basit çıkar hesapları sonucu ortaya çıkmadığının altını çizen Erdoğan, Suriye'de 2011 yılında başlayan iç çatışmalardan uzak durmak için yıllarca sabrettiklerini söyledi.

Vatanlarını korumak, canlarını ve namuslarını kurtarmak için mücadele eden Suriye halkına desteklerini sınırın Türkiye tarafında verdiklerini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

"Rejimin ve terör örgütlerinin saldırılarından kaçan 4 milyon Suriyeli kardeşimize kapılarımızı açmakta tereddüt etmedik. Bu millet tarihinin hiçbir döneminde yapmadığı gibi bugün de mazluma sırtını çevirmemiştir, çevirmeyecektir. Ancak 2015 yılından itibaren Suriye'deki kriz tamamen kontrolden çıktı. Durum; rejimin ve terör örgütlerinin sınırlarımızı taciz etmeye başladığı, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini doğrudan tehdit ettiği bir noktaya ulaştı. Rusya ile yaşadığımız ve bir provokasyon olarak kabul ettiğimiz, FETÖ'nün bizzat içinde olduğu uçak krizi, bizim açımızdan Suriye meselesini daha da karmaşık hale getirdi. Bu tablo karşısında elimiz kolumuz bağlı kalacak değildi."

Suriye hükümetiyle 1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı'nın, Türkiye'ye gerektiğinde teröristleri takip etmek için Suriye topraklarında operasyon yürütme hakkı tanıdığını anımsatan Erdoğan, "Bu hakkın sınırının da terörist neredeyse oraya kadar uzandığını biliyor ve buna inanıyoruz. Bu çerçevede ilk olarak 2016 Ağustos'unda DEAŞ ve PKK/YPG'ye yönelik ilk operasyonumuz olan Fırat Kalkanı Harekatı'nı başlattık. Bu harekatta 3 binin üzerinde DEAŞ'lıyı imha ederek Cerablus ve El Bab bölgesini teröristlerden temizledik" dedi.

Bazılarının, "Sizin Suriye topraklarında ne işiniz var? Sizi Suriye oraya davet etti mi? Diğerlerini davet etti" dediğini ifade eden Erdoğan, "ABD'yi de davet etmedi. Koalisyon güçlerini de davet etmedi. Sadece Rusya'yı davet etti ama bizim elimizde kapı gibi bir Adana Mutabakatı Anlaşması var ve biz bu anlaşmanın gereği olarak oradayız" diye konuştu.

Erdoğan, Fırat Kalkanı Harekatı'nın tüm dünyanın bahane ederek adeta Suriye'nin üzerine çullandığı DAEŞ'e karşı gerçekleştirilmiş tek ciddi ve sonuç alıcı operasyon olduğunu ifade etti.

Suriye'de etkinlik gösteren diğer güçlerin tamamının DAEŞ bahanesiyle kendi ajandalarını uygularken Türkiye'nin bu terör örgütünün belini kırdığına ve foyasını ortaya çıkardığına işaret eden Erdoğan, Türkiye DAEŞ ile savaşırken Suriye rejiminin ağır bir yıkımın ardından Halep'i ele geçirmekle meşgul olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen Cenevre sürecinden somut neticeler ortaya çıkmaması üzerine 2017 yılında Türkiye, Rusya ve İran'ın Astana görüşmelerini başlattığını anımsatarak, şunları kaydetti:

"Astana'daki kapsamlı görüşmeler sonucunda Suriye'deki İdlib, Humus, Hama, Lazkiye, Dera, Doğu Guta'nın çatışmasızlık alanı olarak belirlenmesi kabul edildi. Peki buna uydular mı Hayır. Rejim bu mutabakata uymayarak, İdlib dışındaki tüm çatışmasızlık bölgelerini ağır saldırılarla yakarak, yıkarak ve kan dökerek ele geçirdi. Üstelik tüm dünya, çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden oluk oluk sivil kanının döküldüğü bu vahşete seyirci kaldı. Hala da seyirci."

"ASLINDA DERT, PETROL KUYULARIYDI"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK/YPG ve DAEŞ terör örgütlerinin Türkiye'ye karşı saldırı merkezi olarak kullandıkları Afrin bölgesine yöneldiklerini ve Türkiye'nin 2018 yılı Ocak ayında gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekatı ile Afrin'i teröristlerden temizleyip bölge halkını huzura ve güvenliğe kavuşturduğunu vurguladı.

Zeytin Dalı Harekatı'nda etkisiz hale getirilen terörist sayısının 4 bin 500'ü bulduğunu kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Rejimin saldırılarının yoğunlaşması üzerine Rusya ile İdlib'de bir gerginliği azaltma bölgesi oluşturulması konusundaanlaşmaya vardık. Bu çerçevede İdlib'de 12 gözlem noktası kurduk. Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum; tüm bu süreçleri Amerika ve Rusya ile birlikte en üst düzeyde tesis ettiğimiz temaslarla, vardığımız mutabakatlarla, iş birliğiyle yürüttük. DEAŞ'ın Suriye'deki gücü ve varlığı büyük ölçüde kırılmış olmasına rağmen, Fırat'ın doğusundan Irak sınırına kadar olan güney sınırlarımız boyunca bir terör koridoru oluşturma gayretleri hiç durmadı. Amacın DEAŞ ile mücadele değil bir başka terör örgütü eliyle Suriye'yi bölme olduğu açıkça ortadaydı. Aslında dert, petrol kuyularıydı. Kamışlı'daki, Deyrizor'daki petrol kuyularıydı. Kimin iştahını kabarttığı da ortadaydı. Bunun üzerine 2019 yılı Ekim ayında Amerika ile de gereken mutabakatı sağlayarak Barış Pınarı Harekatı'nı başlattık."

''MUTABAKATLARIN GERÇEK ANLAMDA İŞLEMEDİĞİNİ GÖRÜYORUZ"

Türkiye'nin, Barış Pınarı Harekatı ile Resulayn ve Tel Abyad arasındaki 145 kilometre genişliğe ve 30 kilometre derinliğe sahip bir bölgeyi teröristlerden temizlediğini anlatan Erdoğan, harekat bölgesinin sağında ve solundaki bölgeler için de yaklaşık 2 hafta sonra Rusya ile Soçi'de varılan mutabakatla 30 kilometre derinliğinde güvenli bölgeler oluşturma kararı aldıklarını söyledi.

Gelinen noktada ne İdlib'deki ne de Barış Pınarı Harekatı bölgesindeki güvenli bölge mutabakatlarının gerçek anlamda işlemediğini dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

"Hassasiyetlerimizi ve kararlılığımızı her seviyede, her fırsatta, her platformda belirtmemize rağmen Suriye'de anlaşmalara uyulmuyor. Önceki gün askerlerimize yapılan saldırı, Türkiye açısından Suriye'de yeni bir dönemin miladıdır. Çünkü bu askerlerimize karşı taammüden yapılmış bir saldırıdır. Türk askerinin kanının aktığı bir yerde hiçbir şeyin aynı şekilde devam etmesine izin veremeyiz. Nitekim anında yaptığımız operasyonlarla 76 kişiyi orada etkisiz hale getirdik, fazlası var, azı yok.

Şayet taraflardan biri uymayacaksa ve bunun bir müeyyidesi olmayacaksa bu mutabakatlar niçin yapılıyor Biz Suriye'de rejimin, Rusya olmadan havada, İran olmadan karada tek bir çakıl taşını dahi yerinden oynatacak gücünün bulunmadığını bilmiyor muyuz Aynı şekilde Fırat'ın doğusunda bölücü terör örgütünün Amerika'nın desteği ve Rusya'nın müsamahası olmadan varlık gösteremeyeceğini bilmiyor muyuz Türkiye'ye karşı aslan kesilen rejimin, Fırat'ın doğusundaki bölücü terör örgütüne karşı en küçük bir kazanım elde edememesinin gerisindeki sebeplerini görmüyor muyuz Rejim denilen kuklanın küçük bir hizip dışında kendi ülkesinde herhangi bir karşılığı yokken, suni solunumla yaşatıldığının farkında olmadığımız mı düşünülüyor Ülkemizde yaşayan Suriyelilerin vatanlarına, şehirlerine, evlerine dönüşlerinin bilinçli olarak engellendiğini bilmediğimiz mi varsayılıyor Hayır. Biz, tüm bu gerçekleri ve daha fazlasını biliyoruz. Ama bizim karşımızdakilerden bir farkımız var; Türkiye her ne yapacaksa bunu hiçbir masumun canına, malına zarar gelmeden yapma prensibiyle hareket ediyor. Aksi takdirde zalimlerden bir farkımız kalmaz."

"YIKILAN HER ŞEHRİN, ÖLEN HER İNSANIN ACISINI YÜREĞİMİZDE HİSSEDİYORUZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin medeniyet ve kültürünün gösterdiği yolun, zalimin başını ezip mazluma sahip çıkmak olduğuna dikkati çekerek, bunun için Türkiye'nin maddi ve manevi fedakarlıklarla 3,7 milyon sığınmacıyı barındırdığını ve Suriye'deki milyonlarca insanı canı pahasına savunduğunu vurguladı.

"Bunun için yıkılan her şehrin, ölen her insanın acısını yüreğimizde hissediyoruz" diyen Erdoğan, "Çözümün masumları zalime teslim etmekten değil, zalimleri yok ederek masumların hayat hakkını korumaktan geçtiğine inandığımız için bunca riski göze alıyoruz. Elbette bunları yaparken vatandaşlarımızın huzurunu, sınırlarımızın güvenliğini, devletimizin bekasını da düşünüyoruz. Bunların birbirleriyle ilişkili bulunduğunu, biri olmadan diğerinin olmayacağını çok çok iyi biliyoruz. Her kim 'Türkiye'nin Suriye'de ne işi var?' diye soruyorsa ya gafildir ya da taammüden bu ülkenin ve milletin hasmıdır" değerlendirmelerinde bulundu.

Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

''Önceki gün İdlib'de uğradıkları alçakça saldırı sonucu şehit olan 7 askerimize ve 1 sivil personelimize Allah'tan rahmet diliyorum. Türkiye'nin Suriye politikası hakkında kapsamlı değerlendirme yapmak istiyorum. Türkiye'nin Suriye'deki varlığı keyfekeder bir terchi sonucu ortaya çıkmış değildir. Suriye'de 2011 yılında başlayan iç çatışmalardan uzak durmak için yıllarca sabrettik. Rejimin saldırılarından kaçan Suriyeli kardeşlerimize kapılarımızı açmakta tereddüt etmedik. 2015 yılından itibaren Suriye'deki kriz tamamen kontrolden çıktı.

''İDLİB SALDIRISI SURİYE'DE YENİ BİR DÖNEMİN MİLADI''

Rusya ile yaşadığımız ve bir provakasyon olarak kabul ettiğimiz, FETÖ'nün bizzat içinde olduğu uçak krizi, bizim açımızdan Suriye meselesini daha da karmaşık hale getirdi. Adana Mutabakatı Türkiye'nin gerektiğinde Suriye topraklarında operasyon yürütme hakkı tanıyor. Bazıları sizin Suriye topraklarında ne işiniz var diyor. Amerika'yı da davet etmedi. Elimizde kapı gibi Adana Mutabakatı Anlaşması var biz bu anlaşma gereği oradayız. Zeytin Dalı Harekatı'nda etkisiz hale getirdiğimiz terörist sayısı 4 bin 500'ü buldu. İdlib'de gözlem noktası kurduk. Tüm bu süreçleri Amerika ile Rusya ile birlikte en üst düzeyde tesis ettiğimiz temaslarla yürüttük. Güney sınırlarımız boyunca terör koridoru oluşturma gayretleri hiç durmadı. Aslında dert petrol kuyularıydı. Kimin iştahını kabarttığı da ortadaydı. 2019 Ekim ayında Amerika ile mutabakatı sağlayarak Barış Pınarı Harekatı'nı başlattık. Suriye'de anlaşmalara uyulmuyor. Önceki gün askerlerimize yapılan saldırı Türkiye açısından Suriye'de yeni bir dönemin miladıdır. Türk askerinin kanının aktığı bir yerde hiçbir şeyin aynı şekilde devam etmesine izin veremeyiz. Her kim, 'Türkiye'nin Suriye'de ne iş var' diye soruyorsa bilin ki ya gafildir ya da taammüden bu milletin ve ülkenin hasmıdır. Putin ile görüşmemde İdlib'de rejimin bir an önce Soçi mutabakatı sınırlarına çekilmesini ifade ettim. 12 gözlem noktamızın ikisi rejim hattının gerisinde kalmıştır. Rejim şubat ayı içinde gözlem noktalarımızın gerisine çekilmezse Türkiye bu işi bizzat yapmak mecburiyetinde kalacaktır.

''ASKERİMİZE YAPILAN HER SALDIRI MİSLİYLE CEVAPLANDIRILACAK''

Türkiye her ne yapacaksa bunu hiçbir masumun canına, malına zarar gelmeden yapma prensibi ile hareket ediyor. Medeniyetimizin ve kültürümüzün bize gösterdiği yol zalimin başını ezmek, mazluma sahip çıkmaktır. Askerlerimize ve birlikte çalıştığımız dost unsurlara yapılan her saldırı kaynağın aidiyetine bakılmaksızın ve herhangi bir ikaz yapılmaksızın misliyle cevaplandırılacaktır. Fırat Kalkanı harekatı bölgesinde bir ur gibi duran Tel Rıfat teröristlerden temizlenerek Suriye halkı yönetimine bırakılmalıdır. Rejim, nasıl muhalif grupların en küçük bir ihlaline, sivilleri de hedef alan ağır saldırılarla karşılık veriyorsa bundan sonra rejimin ihlalleri de askeri unsurlarına yönelik olarak mukabil şekilde cevaplandırılacaktır. TSK'nın hava ve kara unsurları ihtiyaç duyduğumuzda tüm hareket bölgelerimizde ve İdlib'de serbestçe hareket edecekler, gerektiğinde operasyon yürüteceklerdir. Madem İdlib bölgesindeki askerlerimizin güvenliği sağlanamıyor, öyleyse bunu bizzat yapma hakkımızı kullanmamaza kimse itiraz edemez.

''HİÇBİR MÜTTEFİKİMİZLE KARŞI KARŞIYA GELMEK GİBİ BİR NİYETİMİZ YOK''

Bizim hiçbir müttefikimizle, hiçbir dostumuzla, hiçbir ülkeyle karşı karşıya gelmek gibi bir niyetimiz, amacımız, derdimiz söz konusu değil. Rusya ile olan dostluğumuzun ve işbirliğimizin sürmesine özel önem veriyoruz. Rusya'dan tek beklentimiz, Suriye'deki hassasiyetlerimizi daha iyi anlamasıdır. Suriye ve Libya'daki beklentilerimizi Putin'e ifade ettim.

''SURİYE'DE ELBETTE TÜRKİYE DE VAR''

Suriye'de Amerika, Rusya İran kimi Avrupa ülkeleri koalisyon güçleri adı altında var Körfez ülkelerinden bazıları var PKK terör örgütü var az da olsa bırakılmış DEAŞ kalıntıları var. Suriye'de herkes var elbette Türkiye de var.

''ESED AYNI ESED''

Kürtlere pasaport dahi vermezdi bu Esed. Esed aynı Esed değişen bir şey yok.

''MİSAK-I MİLLİ'NİN ALTINDA KİMİN İMZASI VAR ARAŞTIR''

'Ne işimiz var orada' diyor Bay Kemal. Bay Kemal; Misak-ı Milli'nin altında kimin imzası var önce onu bir araştır. Sen hep diyorsun ya 'CHP Atatürk'ün partisidir' Ama sen kimin partisinin olduğunun bile farkında değilsin.

''SURİYE'DE EN ÇOK BULUNMA HAKKI OLAN ADANA MUTABAKATI İLE TÜRKİYE'DİR''

Suriye'de en çok bulunma hakkı olan Adana Mutabakatı ile Türkiye'dir. Türkiye'nin Suriye topraklarında ilanihaye kalmak gibi bir niyeti yoktur. Onların derdi, 'biz PYD, YPG'yi yani PKK'yı nasıl fazla silahlandırırız, öyle silahlandıralım ki bunlar Türkiye'ye karşı orada ayakta durabilsinler.' Dertleri bu.

ABD'NİN TEK TARAFLI ORTADOĞU PLANI

Bu bir barış değil işgal ve ilhak planıdır. Kudüs davasına sahip çıkıyoruz tarihimizin gereği neyse yaptık yapacağız. Birbirlerine düştüler. Trump Pelosi'nin elini sıkmıyor. Pelosi Trump'ın konuşma metnini yırtıyor atıyor. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Açıklanan planın yegane hedefi, 70 yıldır aralıksız süren İsrail'in işgal, yıkım ve gasp politikalarına meşruiyet kazandırmaktır.

''KUDÜS'ÜN FİLİSTİN'İN İSRAİL'E PEŞKEŞ ÇEKİLMESİNİ KİM İÇİNE SİNDİREBİLİR?''

Plan, Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkı olmayacağını söylüyor. Bunlar işgalci. Demek ki Trump bu işgalcilerin arkasında duruyor. Kudüs'ün Filistin'in İsrail'e peşkeş çekilmesini kim içine sindirebilir? Şu anda maalesef Amerika gerek şahsıma, gerek istihbarat başkanıma yönelik tehditler savuruyor ve Türkiye'deki bazı finans kuruluşlarını da tehdit altına alıyor. Ne yaparsanız yapın, bunu kesinlikle başaramayacaksınız. Çok büyük paraları silahları olabilir ama biz şunu biliyoruz nice az inanmış toplulukları inanmamış kalabalıkların üzerine galip kıldık diyor bizim kutsal değerimiz. Planla ilgili ikircikli ifadeler kullanan kimi devletler tepkiler karşısında farklı tutum almaya başladı. Gün sessizliğe bürünme değil Filistin davasına ve Kudüs'ü Şerif'e sahip çıkma günüdür. Filistinli kardeşlerimizin razı olmadığı bir plana asla destek vermeyeceğiz.

''TBMM'DE SÜREKLİ TUZAK KURAN BİR ZİHNİYET VAR''

TBMM'de sürekli tuzak kuran bir zihniyet var. Aslında faşistin önde gideni olan jakoben zihniyetin yeni oyunu ile karşı karşıyayız.

İLKER BAŞBUĞ'A TEPKİ: BU BORU GÖSTERMEYE BENZEMEZ

TBMM'de 25 Haziran 2009'da geçen düzenlemenin amacı darbelere zemin hazırlanmasını önlemekti. Darbelere zemin hazırlayan hukukun işlemesinin önüne geçen yanlış bir uygulamanın düzeltilmesidir. Suç işleyen kişinin asker kimliğinin ona ayrıcalık tanımasının hukukta yeri olamaz. 15 Temmuz'un ardından askeri mahkemeleri kaldırdık. (Suça karışmış askerlerin sivil mahkemelerde yargılanabilmelerinin önünü açan kanun) Zaman zaman yanlış değerlendirmeleriyle kamuoyunun önüne çıkan eski bir genelkurmay başkanı, bu düzenlemeyi bahane ederek Meclisimizi toptan itham eden birtakım açıklamalar yapmıştır. Şimdi ben özellikle kendi grubumuza sesleniyorum: Burada parlamentonun hukukunu korumak üzere süratle hepiniz dava açmalısınız. Meclisin yasama yetkisini dışarıdan birilerinin kalkıp da atıp tutmak suretiyle yere çalmaya hakkı yoktur. Bu parlamentonun hukukunu korumamız lazım bu hukukun gereği neyse yapmamız lazım. Meclis'i ve milletvekillerin aşağılayarak sadece darbe zihniyetine hizmet edilebilir. Bu boru göstermeye benzemez. Parlamentonun hukuku boru ile sindirilemez. Bundan yaklaşık 11 yıl önce tüm partilerin desteği ile çıkarılan bir düzenlemenin üzerine FETÖ gölgesi düşürülmeye çalışılması en hafif tabiriyle Meclis'e saygısızlıktır.

ELAZIĞ VE MALATYA DEPREMLERİ

Elazığ ve Malatya'da meydana gelen depremden etkilenen vatandaşlarımız için yardım kampanyası başlattık. Ülkemiz genelinde yürütülen yardım kampanyasına AK Parti Grubu olarak biz de en güçlü biçimde destek vereceğiz. Bu amaçla Ziraat Katılım'ın Kızılay şubesinde bir hesap açtık. Milletvekillerimizden 1000 liradan az olmamak üzere açılan bu hesaba 21 Şubat Cuma gününe kadar katkılarını yapmalarını bekliyoruz. Ayrıca Türkiye genelinde de teşkilatlarımızın bu kampanyaya katılma hakları mevcuttur isteyen aynı şekilde bu hesaba katılımda bulunabilir. Zira ağır hasarlı bina sayısı 10 bin civarında.''

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR