'Mahkumların can güvenliği devletin namusudur'
Bursa Barosu Başkanı Zekeriya Birkan, Türkiye'deki ceza ve tutukevlerinin fiziki şartlarının acilen iyileştirilmesi gerektiğini belirterek, "Tutuklu ve hükümlülerin can güvenliği devlete emanettir. Bu kişilerin can ve mal güvenliğini korumak, devletin namusudur" dedi.
GÜNDEM , 22 Haziran 2012 Cuma, 14:11
'Mahkumların can güvenliği devletin namusudur'

Baro Başkanı Zekeriya Birkan, 8 askerin şehit edildiği Dağlıca'daki hain saldırı ve Şanlıurfa Cezaevi'nde çıkan yangınla alakalı açıklamalarda bulundu. Hain saldırıdan dolayı Türk milletine başsağlığı dileyerek sözlerine başlayan Başkan Birkan, "Güzel vatanımızın bölünmesine yönelik eylemlerin uluslararası şer odaklarının himayelerinde yapıldığını ve ne zaman bir barış rüzgarı esse, ne zaman umuda doğru bir ışık yansa terör saldırılarının arttığını biliyoruz. Apaçık ortadadır ki, dış mihraklar ve işbirlikçileri Türkiye üzerinde adeta bir kirli savaş yürütmektedir. Terör odaklarının amacı ülkemizi bölmek, asırlardır etle tırnak gibi bütünleşmiş kardeşleri birbirinden ayırmaktır. Şunu kimse unutmasın, sabrı ve kararı büyük olan milletimiz teröre karşı gereken cevabı verecektir. Güvenlik güçlerimiz ve adli makamlarımız yapılanların hesabını yasalar çerçevesinde sonuna kadar soracaktır. Terör hiç bir zaman amacına ulaşamayacaktır" diye konuştu.

“ŞANLIURFA’DAKİ OLAY BİR İNSANLIK TRAJEDİSİDİR”
Şanlıurfa E Tipi Cezaevi'nde 13 mahkumun hayatını kaybettiği yangının ardından yapılan incelemelerde, cezaevinde kapasitesinin üzerinde kişinin kaldığının ve fiziki şartlarının yetersiz olduğunun ortaya çıktığı ifade eden Başkan Birkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bize göre bu bir insanlık trajedisidir. Ve ne yazık ki devletin bu konudaki görevini layıkıyla yerine getiremediğinin de ispatıdır. Ulusal ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşme hükümlerine göre her tutuklu ve hükümlünün hayat hakkı başta olmak üzere can güvenliği ve insan olmaktan kaynaklanan temel hakları vardır. Bu hakları korumak tutuklu ve hükümlülerin ruh ve beden sağlığını esas alacak fiziki ve sağlık şartlarını sağlamak devletin asli görevidir. Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin suçlu ya da sanık olmaları sahip oldukları birtakım hakları ortadan kaldırmaz. İnsanlık onuru ile bağdaşır bir şekilde yaşama hakkı, haberleşme, spor yapma, sağlığına kavuşma, kütüphane, dilekçe hakkı gibi haklar tutuklu ve hükümlülerin de sahip olması gereken haklardır. Bu hakların kısıtlanmaması esastır. Olayda ağır hizmet kusuru olduğu ortadadır. 13 kişinin ölümünden sorumlu olanlar bunun hesabını mutlaka vermelidir. Bu tür elim hadiselerin yaşanmaması için yetkililere sesleniyor, bu olayın bir milat olarak kabul edilmesini fiziki ve diğer şartların düzeltilmesi için gereken insani adımların bir an önce atılmasını istiyoruz".

“TUTUKSUZ YARGILAMANIN KURAL, TUTUKLAMANIN İSTİSNA HALİNE GELMESİ İLE MÜMKÜN”

Türkiye'deki ceza ve tutukevlerinin insan haklarına yakışır halde olmadığını kaydeden Zekeriya Birkan, "Türkiye'deki cezaevlerinde şartların iyileştirilmesi için şimdiye kadar gösterilen çabalar yeterli değildir. İnsanlar, bir suçtan ancak bir kez cezalandırılabilir. Ancak yargının verdiği cezanın üzerine hem fiziki şartların kötülüğü, hem de kötü davranışlar sebebiyle insanlar defalarca cezalandırılmaktadır. Üstüne üstük davaların uzun sürmesi dolayısıyla uzadıkça uzayan tutukluluk süreleri de insan haklarına aykırıdır. Tutuklu ve hükümlülerin can güvenliği devlete emanettir. Bu kişilerin can ve mal güvenliklerini korumak devletin namusudur. Ceza ve tutukevlerinin fiziki şartlarının insanileştirilmesi, bunun için de devletin bu konudaki görev ve yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir. Sıkıntı, cezaevi inşa etmekle çözülmez. Meselenin halli, tutuksuz yargılamanın kural tutulmasının istisna haline getirilmesi ile mümkündür" dedi.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR